WALT DISNEY MARKA HİKAYESİ

Biz  yaramaz  Miki Mouse , Vakvak Amca Donald Dug, Plüto gibi çizgi film kahramanları ile büyüdük halen TV’de aynı karakterler ile karşılaştığımda yüzümdeki güzel tebessümle  ve içimdeki çocukla oturup zamanımı keyifle geçirebiliyorum. Hepimizin çocukluğu onlarla geçmiştir. Onları bilmeyenimiz sevmeyenimiz yoktur.

Walt Disney CO. bizim jenerasyonda bu  çizgi film karakterlerini ekrana getirirken şimdi çocukluğunu yaşayanlar için  Winni The Pooh, Sinderalla gibi karakterler geliştirdi. Zaman içinde çizgi film sektörü büyüdükçe, yapımcılar hem kaliteli, hem de prestijli filmlere yöneldiler ve Oscar’lık başarılı işlere imza atmaya başladılar. Örneğin müzikleriyle Oscar alan Walt Disney’in Aslan Kral’ı bütün dünyada izlenme rekoru kırmıştı. Walt Disney yapımı bir başka film olan Kayıp Balık Nemo ise 2003 yılında 850 milyon dolarlık gişe hasılatı yapmış ve 76. Oscar ödüllerinde En İyi Animasyon Filmi ödülünü almıştı. Ki bu rakamı sadece 11 Oscarlı Yüzüklerin Efendisi geçebilmişti. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Oyuncak Hikayesi ise yapımcının Oscar’ı kucaklayan ve hafızalara kazınan filmlerinden sadece ikisi. 2010 en iyi animasyonu  Oscar’ını kucaklayan ise yine Walt Disney yapımı Up’ın oldu… 

Kayıp Balık Nemo, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Aslan Kral, Külkedisi Sindrella, yalan söyledikçe burnu uzayan Pinokyo, sevimli köpekler 101 Dalmaçyalı, Uyuyan Güzel… Bu karekterleri hayatımıza kazandıran kişi Walter Elias Disney; yani hepimizin yakından tanıdığı ve çoğumuzun onu da bir çizgi karekter sandığı Walt Disney…

İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olan Disney, Elias Disney ve Flora Call’un beş çocuğundan biri olarak 1901 yılında Chicago’da dünyaya geldi. Bir yandan okula, bir yandan da Chicago Sanat Enstitüsü’ne giderken 16 yaşında eğitimini yarıda bırakan ve ambulans şoförü olarak orduya yazılan Disney, 1919’a kadar Fransa’da Kızıl Haç’ta çalıştıktan sonra Amerika’ya geri döndü. Kansas’ta bir reklam atölyesinde kendisi gibi çizgilere düşkün Ub Iwerks ile tanışan Disney, onunla birlikte Iwerks-Disney Commercial Artists’i kurdu. Ancak onun gerçek yeteneği olan animasyona yönelişi Hollywood’a gelmesi ve Robert amcasının garajında küçük bir stüdyo kurması ile gerçekleşti.
Kardeşi Roy Disney ile Walt Disney Productions’ı kurdu ve şirketi dünyanın en ünlü film üreticilerinden biri oldu.

Walt Disney genelde bir diyabetsiyen ve adam ayrıca animasyon ve theme park (bir şeyle ilgili lunapark) tasarımlarıyla oscara aday olmadı tanesini alarak en çok Oscar kazanan şahsiyet olarak tarihe geçti, 7 kez de Emmy Ödülleri’ne aday oldu. Halen de en fazla Oskar’a aday olan şahıstır. Diane ve Sharon isimli iki kızı vardı. Walt Disney ve çalışanları; Dünya’nın en ünlü prodüksiyonlarını üretti.

Disney’in iç kişiliği olarak görülen; farelerden korkmasına rağmen Mickey Mouse da başta olmak üzere;Disneyland ve Walt Disney Resort gibi mekanlar da o’nun eseriydi.

Zamanda iş adamı zekasını kanıtlamak istercesine Walt Disney, Temel Reis gibi Mickey Mouse ile yarışan rakipleri karşısında yeni bir adım atarak ilk uzun süreli ve renkli animasyon müzikali üzerinde çalışmaya başladı. Bu işin başarısız olacağına dair yapılan tüm eleştirilere kulak tıkayan Walt, 1937’de romantizm dolu mükemmel bir hikaye olarak tanımladığı Snow White and 7 Dwarfs/Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler hikayesini bir Amerikan masalına dönüştürdü. Film, Disney’e birçok Oscar getirdi.


1940’da Pinocchio, 1941′de Uçan Fil Dumbo ve 1942′de Bambi doğdu. 1950’lerde Hazine Adası ve Denizler Altında 20.000 Fersah ile gerçek aktörlerin bulunduğu sinema dünyasına adımını atan Walt Disney, 1948 ve 1960 yılları arasında hayata geçirdiği 13 True-Life Adventures hikayesinin sekizi Oscar Ödülü kazandı.

Walt Disney, Winnie the Pooh, Uyuyan Güzel (1958), Sindirella (1950), Üç Küçük Domuz, Güzel ve Çirkin, Robin Hood gibi sayısız çizgi yaratırken, bugün gişede büyük başarılara imza atan 101 Dalmaçyalı, Aslan Kral, Tarzan, Oyuncak Hikâyesi, Bir Böceğin Yaşamı, Küçük Denizkızı, Mulan, Denizler Altında 20.000 Fersah ve Şaşkın İmparator gibi yapımlar onun yarattıkları üzerine kuruldu.


1940’da, çalışanlarının çocuklarıyla birlikte eğlenebileceği özel bir park kurma fikri aklına gelen Walt Disney, beş yıl içinde Disneyland projesini oluşturdu. Walt Disney, bu projede çalışan ‘hayal mühendislerine’ “Disneyland’ın dünyadaki en inanılmaz yer olmasını ve içinde parkı boydan boya gezen bir tren olmasını istiyorum” demişti. 1955′te California – Los Angeles’ın güneyinde Anaheim’da ilk Disneyland eğlence parkını açan Walt Disney, ardından Florida eyaletinin Orlanda kentinde ikinci eğlence parkının açılışını yaptı. Bu parklar Paris ve Tokyo’da da açıldı.


Babası, “sanatçı olacağım” dediğinde ona destek olmayacağını söyleyince iyi ki, hayallerinden, rüyalarından vazgeçmemiş Disney Amca. 15 Aralık 1966’da, 65 yaşında akciğer kanseri sebebiyle yaşamını yitiren çizgi dünyasının babası Walt Disney, yaratığı karakterler, ilham kaynağı olduğu filmler ve çizgi dizilerin yanında 40 otel, 11 park, 2 su parkı, 8 büyük stüdyo, 6 plak firması, 11 televizyon kanalı ile büyük bir ticari başarı olarak halen aramızda.

Walt Disney; Orlando , Florida’daki Walt Disney World açılmadan bir kaç yıl önce gırtlak kanserinden 15 Aralık 1966′da öldü.

16 Ekim 1923 tarihinde Walt ve Roy Disney kardeşler tarafından kurulan animasyon stüdyosu, büyüyerek  Hollywood stüdyoları haline geldi. Bugün, Walt Disney Company, American Broadcasting Company (ABC) ve ESPN (Entertainment and Sports Programming Network) gibi iki dev kuruluşun da sahibi olup, Burbank – California’yı merkez seçerek yerleşmiş dev bir kuruluştur.

 Walt Disney CO.nin yıllık geliri 30 milyar dolara çıktı. 1995 yılında Disney ABC televizyon şirketini satın aldı ardından Fox Televizyonunu  şirkete kattı.

Söylenecek, yazılacak çok başarı var Walt Disney için şimdi de 21 Mayıs 2010′da vizyona girecek olan bir prens ve bir prensesin zamanı tersine çeviren bilen kötü güçler ile iş birliği yaparak dünyaya hükmetme çabalarını anlatan  Pers Prensi-Zamanın Kumları ile karşımıza çıkıyor.

Kaynak:Wikipedia

Categories: Marka Hikayeleri

Defacto İle Jean Çıkarma Kampanyası..

Ne kadar jean giymekten vazgeçmesemde her sabah radyoda dinlediğim o kadar çok tekrarlanan reklamları  Defacto’dan etkilenmemek mümkün değil… Esprili jean çıkarma konsepti ile gerçekten markaya sempati yaratıyor…

Jean Amerika’nın Şalvarıdır reklam filmi ile tüm dikkatleri üzerine çeken Defacto, geçtiğimiz sezon başlattığı “Jean çıkarma” ya ünlü sanatçı Hamdi Alkan’la devam ediyor. Akdeniz esintileri taşıyan koleksiyonları ile büyük ilgi toplayan Defacto, Jean’nin rahatsız ediciliğine karşı Akdeniz’li Defacto’nun koleksiyonun da yer alan DeChino pantolonların rahatlığını ve şıklığını ön plana çıkartıyor. 

Türk tekstil sektöründe Akdeniz esintileri taşıyan, koleksiyonunda jean bulundurmayan tek spor/casual giyim markası Defacto, yine çok konuşulacak reklam kampanyası ile ilgi çekmeye devam ediyor.

Akdeniz modasının öncüsü Defacto’nun Genel Müdürü İhsan Ateş 3 Mayıs 2010 tarihinde başlayan dördüncü reklam kampanyası için “Geçtiğimiz sezon başladığımız jean çarpma/jean çıkarma konseptini farklı bir yaratıcı uygulama ile yaz sezonunda da devam ettiriyoruz. Bu konsepten yola çıkarak yeni reklam filmimizi yine Akdeniz mizacına uygun bir tarz ve dil kullanarak hazırladık. Bu kampanya ile tüketiciler Jean’ini çıkarıp DeChino pantolon, elbise, capri, şort ve Defacto’nun daha birçok zengin ürününü giyecek ve gerçek rahatlık, gerçek şıklılığı hissedecek” dedi.

Ateş ayrıca, “reklama 1,5 milyon dolar bütçe ayırdıklarını ve yeni kampanyalarının çok ses getireceğine inandıklarını ifade etti.  İhsan Ateş reklam filminin kurgusu ile ilgili,

“Jean’lerinden sıkıntı duyanlar, jean çıkarmada ününü duydukları bir hocaya (Hamdi Alkan’a) başvurarak dertlerini ona açıyor. Hamdi Alkan (Jean çıkaran hoca efendi) jean’lerin ruhu sıktığını, bünyeyi daralttığını ve ızdırap verdiğini söyledikten sonra kendisinin de 5-6 tane jean’i olduğunu, hepsini çıkartıp attığını ifade ediyor. Daha sonra, Defacto’nun DeChino’sunu giydiğini ve rahatladığını da ekliyor. Ardından, yardıma koyularak “Jean Jean çıkacak” müziği eşliğinde yardım isteyen mağdurların Jean’lerini çıkarttırıp yepyeni Defacto DeChino giymelerini sağlıyor. Bu sayede Jean mağdurları gerçek rahatlığa kavuşuyor” açıklamasında bulundu.

Defacto reklamları her zaman şaşırtıyor…

Defacto gerek ürün kalitesi gerekse fiyat politikası ile her dönemde tüketicinin ulaşabileceği nitelikte olmaya özen gösteriyor. Defacto markası sektöre “Jean Amerika’nın Şalvarıdır” sloganı ile adım attı. Akdenizli bir marka olmanın tüm özelliklerini barındıran Defacto,  reklam sloganında Jean’in sözüm ona rahatlığını daha doğrusu yaz kış rahatsızlığını vurguladı.

“Jean Obama’nın Şalvarıdır” çalışması ile devam ettiği reklam kampanyasın da ise Obama’nın Türkiye ziyareti ile günceli yakalama fırsatı doğdu. Son olarak, “Jean Çıkarma”yı gündeme getirdi. Jean giyip dolaşan, ama aslında o jean’lerin içinde hiç de rahat etmeyen örnekleri sergiledi. Bu kişiler için hemen bir “jean çıkarma kabini” yaptı ve içeriye buyur edip “jean”lerini çıkarttı. Jean’ini çıkaran DeChino giydi.

Akdeniz modasının rahatlığını savunan Defacto, genç ve dinamik yapısını sergileyen eğlenceli reklam filmleriyle önümüzdeki sezonlarda da tüketiciyi şaşırtmaya devam edecek.

Reklam Künyesi

Reklam Başlığı: “JEAN ÇIKARMA”
Reklam veren:
DEFACTO
Reklam veren Temsilcisi:
 KEMAL ÖMERCİ
Reklam Ajansı:
 M.A.R.K.A.
Kreatif Direktör:  
HULUSİ DERİCİ
Yaratıcı Ekip:  
BÜLENT YILMAZ
Müşteri İlişkileri:
İLKAY ÜNLÜ, BERİL MARDİN, AYŞENUR BAŞ
Prodüksiyon firması:
MOOD PRODUCTION
Stratejik Planlama: FERAY ŞANSAL, IŞIL SEVİNÇ, GÜL TANERİ
Yönetmen: KETCHE
Kullanılan Mecralar: TV, OUTDOOR, INTERNET

Kaynak: Marketing Türkiye

Categories: Marka Reklamlar

Üretim ile Tüketimin Yer Değiştirmesi (Reversals of Consumption and Production)

Postmodernist bakış açısı, modernizmin ortaya koyduğu şekliyle tüketimin yok edici bir işleve sahip olmadığını ifade eder ve tüketimin kültürel ve sayısal bir faaliyet olarak üretilen işaret değerlerine sahip olduğunu savunur. Postmodernizm böylece hem üretimin hem de tüketimin birlikteliğine ve önemine vurgu yapar. Postmodern öneriye göre, tüketim olmadan üretim olmamakta, üretim olmadan da tüketim gerçekleşememektedir.  Kavramlar arasındaki bu karşılıklı varolma durumundan dolayı,her ikisinin de önemi kabullenilmektedir. Yanı sıra üretim ve tüketimin birbirinden ayrı olmadığı, tüketim sırasında üretimin yeniden gerçekleştiği, farkın sadece üretim biçiminden kaynaklandığı görülmektedir. Bu bağlamda postmodernizmde tüketim kültürü ön plandadır. Tüketiciler de pazarlamacılar gibi tüketim sembolleri üretmekte, üretim ve tüketim bir bütünün iki parçası halinde görülmektedir.

Postmodern tüketici için tükettiği üründen elde ettiği tatmin önemlidir. Dolayısıyla ürün üretilirken yaratılan değer kadar, bu ürünün postmodern birey tarafından tüketimi sırasında ortaya çıkan ve benliğini şekillendiren, kimliğinin tanımlanmasında etkili olan tatmin ve bireyin deneyiminden elde ettiği ödül markaya atfedilecek önemli bir değer olarak tüketimle birlikte ortaya çıkar. Tüketici yaptığı her tüketimde bir değer yaratıcı olarak görülür ve bu bağlamda da tüketicinin ürün/hizmetleri tükettiği zaman ortaya çıkan değerin hangi marka ile gerçekten arzulanan, özlenen, sahip olunmak istenen değer olduğu, o markanın tüketici gözünde önem kazanması ve tercih edilmesinde etkili olmaktadır.  Ayrıca topluluk pazarlamasının kilit unsuru olan postmodern toplulukların, günümüzde ilgi alanları bağlamında biraya gelerek oluşturdukları deneyimler, ürünler/hizmetleri tüketen bir tüketici olmak dışında, gerçek anlamda bir üretici olarak da toplulukların işlev kazanmasına neden olmuştur. Bu bağlamda şirketler tüketicilerin gerçek istekleri, beklentilerini karşılayacak ürün/hizmetleri üretebilmek için, seslendikleri hedef kitlelerinin dahil olduğu topluluklarla birebir iletişim içine girerek, ürün ya da hizmetleri ile ilgili geribildirimleri almaya, yeni geliştirecekleri ürünleri denetmeye, hepsinden öte yeni geliştirecekleri ürünlerle ilgili alt yapıyı oluştururken postmodern toplukların görüşlerini almaktadırlar.

Kaynak: (Odabaşı 2004: 40-41).

Categories: Genel

Cüzdanınızda Kaç Adet Kredi Kartı Var?

MasterIndex araştırmasında Ocak 2009′da görüşüle kişilere cüzdanlarında kaç adet kredi kartı taşıdıkları sorulduğunda , katılımcıların %57′sinin 1 adet kredi kartına sahip olduğu belirlendi.2000 yılında 1.5 olan cüzdanlarımızdaki ortalama kart sayısı ise 2009 yılı başında 1.7′ye ulaştı.

MasterIndex’in geçmiş dönem verilerine bakıldığında sahip olunan kredi kartı sayısında yaşanan artışın 2000′li yıllarda taksitli kartların kullanılmaya başlandığı döneme denk geldiği görülüyor.Bu yıllarda başlayan artış 2008 yılı sonuna kadar devam ediyor.

Sonuçlar sosyo-ekonomik seviyeye göre değerlendirildiğinde , üst sosyo-ekonomik seviyeye gidildikçe cüzdanlardaki kredi kartı sayısının arttığı görülüyor. DE sosyo-ekonomik grubundaki kişilerin cebinde 1.4 adet kredi kartı bulunurken A sosyo-ekonomik grubundaki kişiler 2.3 adet kredi kartına sahiptir.

Kredi kartı sahipliği yaş grubuna göre incelendiğinde ise 35-44 yaş grubu ortalama 2 adet kredi kartı ile en fazla kredi kartına sahip yaş grubudur. 18-24 yaş ise 1.4 adet kredi kartı ile cüzdanında en az kredi kartı bulunduran kesimdir.

Araştırmaya katılan tüketicilerden önümüzdeki 10 yıllık dönemde kredi kartı sahipliği ile ilgili öngörüde bulunmaları istendiğinde , sahip olunan kredi kartı sayısında artış olacağı beklentisi gözlenmektedir.Tüketiciler Ocak 2009′da ortalama 1.7 olan cüzdanlarındaki kredi kartı sayısının önümzdeki yıllarda ortala 2.3 ‘e çıkacağını öngörmektedir.

Kaynak: MasterIndex MasterCard 2009

Categories: Genel, Kredi Kartı

“The Secret in Their Eyes”

 

Daha bu akşam seyredebildiğim The Secret in Their Eyes ( Gözlerindeki Sır ) tüm ayrıntılarını bir çok filmde arayacağım izlenesi keyifli bir filmdi…

Emekli bir sorgu müfettişinin 25 yıl önce yaşanmış bir cinayeti yeniden kurcalamasını anlatıyor film. Ama öyle bir anlatıyor ki, hakikaten iki dönem arasında 25 yıl olduğunu düşünüyorsunuz. Müfettiş yani Benjamin Esposito rolünde Ricardo Darin’i izliyoruz. Sanki onun daha önce çok filmini izlemişiz gibi mizacını hiç yadırgamıyoruz.  Ve bir adamın bir kadını sevişini izliyorsunuz hayran hayran. Yine asıl yeri olmasa da filmin adını denk düşürüyorsunuz ona her bakışında.

Filmde 25 yıl aradan geçse de bir çok ayrıntının değişmediğini  görüyorsunuz…En çok etkilendiğim anlardan biri barda yapılan “Tutku”  hakkındaki konuşmaydı. Seyredicek olanlar için ayrıntıya girmeyeceğim çünkü burdan sonra film çözülmeye başlıyor…

 
Juan Jose Campanella büyük bir film yapmış. Hikayesini anlatmayı becermekle kalmamış çok da iyi oynatmış… İyi çekmiş, hem de iyi oyuncularla çekmiş. Ve özellikle iyi bitirmiş. Tam 4 kez bitiş çizgisine yaklaştırıp, “daha değil” gibi bir sürprize imza atmış.
Yapım: 2009 ~ Arjantin , İspanya

Arjantin yapımı “Gözlerindeki Sır” (El Secreto De Sus Ojos), geçtiğimiz yılın en iyi yabancı film Oscarını aldı. Film için denilecek şey çok. “Seven”ı sevdiyseniz, “Esaretinin Bedeli”nden etkilendiyseniz, bir de içinde aşk olmalı diyorsanız bu filmi izleyin.

Tür: Dram , Gerilim , Gizem , Polisiye , Romantik , Suç

Oyuncular: Pablo Rago , Carla Quevedo , David Di Napoli , Elvio Duvini , Fernando Pardo

Yönetmen: Juan José Campanella

Senaryo: Eduardo Sacheri , Juan José Campanella

Senaryo (Kitap): Eduardo Sacheri

Yapımcı: Juan José Campanella , Mariela Besuievski , Muriel Cabeza

Görüntü Yönetmeni: Félix Monti

Görüntü Yönetmeni: Emilio Kauderer , Federico Jusid

Categories: Kültür ve Yaşam

Fuarcılık Sektörü

Bu alana çok yabancı olduğum için bu sektörle ilgili her türlü bilgiyi ilk günden beri stoklamaya çalışıyorum. Bu yazımda sizinle fuarcılıkla ilgili bir kaç bilgi paylaşmak istiyorum.

Fuarlar, ticaretin en yoğun paylaşıldığı buluşma noktasıdır. Mal ve hizmet üreticilerinin ve tüketicilerinin belli bir zaman ve mekan dilimi icinde bir araya geldiği bir pazar olma niteliği de taşırlar. Dünyanın bir pazar olarak görüldüğü küreselleşlen rekabet ortamında firmalar çok dinamik, esnek, yaratıcı, uyumlu ve dünyayı takip ediyor olmak zorundalar. Artık hantal, yavaş, atalet içindeki firmaların büyüme ve yaşama şansı yok. Bu kadar yoğun yaşanan rekabet içinde firmaların başarılı olabilmek için bazı pazarlama araçlarını etkin kullanmaları gerekiyor. İşte bu pazarlama araçlarından en önemlisini doğru organize edilmiş ihtisas fuarları oluşturuyor.

TÜRKİYE’DE FUARCILIK SEKTÖRÜNÜN GELİŞİMİ

Atatürk’ün talimatı ile 17 Şubat 1923 yılında İzmir’de toplanan Birinci Türkiye İktisat Kongresi ile birlikte, İzmir Enternasyonal Fuarı’nın kurulması ve burada farklı sektörlere ait ürünlerin sergilenmesi, Türkiye’de fuarcılığın başlangıç adımlarını oluşturmaktadır. Türkiye’de 1970′lerin ortalarında doğan fuarcılık sektörü dünya ülkeleri ile kıyaslandığında yeni ve gelişmekte olan bir sektör. 1980′li yıllarda ihtisas fuarcılığına başlayan ve belli sektörlerde yoğunlaşan fuarcılık sektörü, 1990′lı yıllarda hızlı gelişme gösterdi ve bugün ülkemizde sektör ve meslek olarak kabul edilmeye başlandı.

Firmaların Fuarlara Katılma Nedenleri

  • Mevcut müşterilerini ve satışlarını korumak
  • Mevcut müşterileri fuara katılan rakiplere kaptırmamak
  • Yeni siparişler almak
  • Yenilikleri tanıtmak
  • İhracat imkanları yaratmak, var olanı artırabilmek.
  • Kısa ve orta vadede yeni müşteriler kazanmak
  • Rakiplerin yeniliklerini öğrenmek
  • Ürünleri alternatif ürünler ile karşılaştırmak
  • Yeni dağıtım kanalları veya mümessiller bulmak
  • Düşünülen muhtemel fiyatları test etmek, tepkileri ölçmek
  • Değişik ürün dizaynlarına, ambalajlara karşı tepkileri olcmek
  • Prestij sağlamak
  • Firma personelini eğitmek, motive etmek.

 Kaynak: tobb.org.tr

Şimdiden Kaçırdıklarımız…

İnsan zihni bir hayal üretme makinesidir. Zihnin ötesine geçilmediği sürece hayal kurmaya devam ederiz. Zihin şimdide var olamaz; o ya geçmişte ya da gelecekte varolabilir. Zihin için şimdide var olma olasılığı yoktur. Şimdide olmak zihinsiz olmak demektir. Deneyin bunu. Eğer varlığınızda ,bilincinizde hiçbir düşüncenin olmadığı sessiz bir an olursa -bilinç ekranı tamamıyla açık olduğunda-o zaman ansızın şimdidesnizdir. Bu o andır,gerçek andır; gerçeğin anıdır , hakikatin anıdır. Ancak o zaman ne geçmiş vardır ne de gelecek….

Normalde zaman geçmiş, şimdi ve gelecek diye 3′e ayrılır. Bu ayrım temelde yanlıştır bilimsel değildir çünkü şimdi zamanın bir parçası değildir. Sadece geçmiş ve gelecek zamanın parçasıdır. Şimdi zamanın ötesidir. Şimdi sonsuzluktur.

Geçmiş ve gelecek zamanın parçasıdır. Geçmiş artık olmayandır ve gelecekse henüz olmamış olandır. Her ikisi de yoklardır. Şimdi var olandır. Varoluşsal olan var olamayının bir parçası olamaz. Onlar asla buluşmaz,onların yolları asal kesişmez.Ve zaman zihindir,zihnin biriktirilmiş olan geçmiştir.

Biraz daha farkında ol ve bilincini varoluşun gerçekliğine daha çok ve daha çok getirmeye çalış. Bu çiçeği gör , şu çiçek hakkında düşünme.. Söylediğim bu sözcüğü dinle , söyleyeceğim şu sözcüğü değil. Tam şimdi bak. Bir an dahi erteleyecek olursan kaçırırsın ve o zaman o bir alışkanlık , çok derin yer etmiş bir alışkanlık olur. Yarın da kaçıracaksın ve yarından sonra da çünkü sen aynı olmayacaksın. Sadece bu değil ; senin hayal kurman daha da güçlenmiş olacak.

Zihin senin mutlu olmana asla izin vermez. Koşul ne olursa olsun zihin mutlu olmayacak birşey bulur. Bunu şu şekilde söyleyeyim: Zihin bir mutsuzluk yaratma mekanizmasıdır. Onun tek işlevi mutsuzluk yaratmaktır. Zihni bırakırsan birden ; hiçbir neden yokken mutlu olursun. O zaman mutluluk nefes alışın gibi doğaldır. Nefes almak için farkında olmana bile gerek yoktur. Sen sadece nefes alamaya devam edersin. Bilinçli, bilinçsiz, uyanık, uykuda sürekli nefes almaya devam edersin. Mutluluk tam olarak böyledir. Mutluluk senin en derindeki doğandır. Onun dışsal bir koşula ihtiyacı yoktur; o basitçe oradadır o sensin.. Şayet basitçe zihin mekanizmasının dışına çıkarsan, coşku dolu hissetmeye başlarsın….

Bu nedenle çılgın insanların sözde akıllı insanlardan daha mutlu olduğunu görürsün. Bu insanların gözünde diğer dünyaya ait bir ışıltı olduğunu görürsün sanki hayatın merkezine açılan bir içsel kapı gibidir. Rahattır bu insanlar belki hiçbir şeyi yoktur ama mutludur. Bir yere gitmiyordur o basitçe ordadır. Tadını çıkarıyordur.

Niçin gelecekle ilgili hayaller kuruyorum? diye soruyorsun değil mi kendine! Gelecekle ilgili hayal kuruyorsun çünkü şimdinin tadına bakmamışsın. Şimdinin tadına bakmaya başla.Basitçe zevk aldığın bazı anlar bul.Ağaçlara bakarken sadece bir bakış ol. Kuşları dinlerken yalnızca kulak ol. Onların en derindeki merkeze ulaşmasına izin ver. Şarkılarının tüm varlığına yayılmasına izin ver. Sahilde oturuyorken sadece dalgaların vahşi kükremelerini dinle onlarla bir ol…çünkü dalgaların bu vahşi kükremesinin geçmişi, geleceği yoktur. Şayet sende kendini ona uydurabilirsen sen de vahşi bir kükremeye dönüşeceksin.

Senin lisanın geçmiş ve gelecektir. O halde eğer zihnin lisanını konuşmaya devam edersen hiçbir zman varoluş ile ahenk ,uyum içinde olmayacaksın. Ve eğer bu ahengin tadına bakılmadı ise hayal kurmaktan nasıl vazgeçeceksin? Çünkü senin hayatın budur..

Bu tıpkı bir adamın sıradan taşları çantasında taşıyıp onların muhteşem elmaslar, yakutlar ,zümrütler olduğunu düşünmesi gibidir ve eğer ona ” Onları bırak , seni gidi aptal! Onlar sadece taşlar” dersen inanamaz. Senin onu kandırdığını düşünecektir. Onlara yapışacaktır çünkü bu sahip olduğu tek şeydir. Bu adamın çantasından vazgeçmesi gerektiğini sana söylemeyeceğim. Ona gerçek yakutları, zümrütleri, elmasları göstereceğim. Onlara sadece bir göz atacak ve çantayı fırlatıp atacaktır. Ondan vazgeçemek değil çünkü vazgeçilecek hiçbir şey yok; o sadece sıradan taşlarla dolu. Sıradan taşlardan vazgeçmezsin. O basitçe bir yanılsama içinde yaşadığını fark edecek. Artık gerçek elmaslar var. Birden kendi taşları silinir ve kaybolur. Ve çantasını sen ona söylemeden boşaltı verir. Çünkü artık çantasına koyacak başka bir şeyi vardır. Taşları bırakacaktır çünkü boşluğa ihtiyacı vardır.

Osho der ki; Sana geleceğe , geçmişe gitmeyi bırak demiyorum sana şu an ile çok temas kur demek istiyorum:)

Kaynak: İçten Gelen Mutluluk coşku – Osho

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.