Archive

Archive for April, 2010

Fuarcılık Sektörü

Bu alana çok yabancı olduğum için bu sektörle ilgili her türlü bilgiyi ilk günden beri stoklamaya çalışıyorum. Bu yazımda sizinle fuarcılıkla ilgili bir kaç bilgi paylaşmak istiyorum.

Fuarlar, ticaretin en yoğun paylaşıldığı buluşma noktasıdır. Mal ve hizmet üreticilerinin ve tüketicilerinin belli bir zaman ve mekan dilimi icinde bir araya geldiği bir pazar olma niteliği de taşırlar. Dünyanın bir pazar olarak görüldüğü küreselleşlen rekabet ortamında firmalar çok dinamik, esnek, yaratıcı, uyumlu ve dünyayı takip ediyor olmak zorundalar. Artık hantal, yavaş, atalet içindeki firmaların büyüme ve yaşama şansı yok. Bu kadar yoğun yaşanan rekabet içinde firmaların başarılı olabilmek için bazı pazarlama araçlarını etkin kullanmaları gerekiyor. İşte bu pazarlama araçlarından en önemlisini doğru organize edilmiş ihtisas fuarları oluşturuyor.

TÜRKİYE’DE FUARCILIK SEKTÖRÜNÜN GELİŞİMİ

Atatürk’ün talimatı ile 17 Şubat 1923 yılında İzmir’de toplanan Birinci Türkiye İktisat Kongresi ile birlikte, İzmir Enternasyonal Fuarı’nın kurulması ve burada farklı sektörlere ait ürünlerin sergilenmesi, Türkiye’de fuarcılığın başlangıç adımlarını oluşturmaktadır. Türkiye’de 1970’lerin ortalarında doğan fuarcılık sektörü dünya ülkeleri ile kıyaslandığında yeni ve gelişmekte olan bir sektör. 1980’li yıllarda ihtisas fuarcılığına başlayan ve belli sektörlerde yoğunlaşan fuarcılık sektörü, 1990’lı yıllarda hızlı gelişme gösterdi ve bugün ülkemizde sektör ve meslek olarak kabul edilmeye başlandı.

Firmaların Fuarlara Katılma Nedenleri

  • Mevcut müşterilerini ve satışlarını korumak
  • Mevcut müşterileri fuara katılan rakiplere kaptırmamak
  • Yeni siparişler almak
  • Yenilikleri tanıtmak
  • İhracat imkanları yaratmak, var olanı artırabilmek.
  • Kısa ve orta vadede yeni müşteriler kazanmak
  • Rakiplerin yeniliklerini öğrenmek
  • Ürünleri alternatif ürünler ile karşılaştırmak
  • Yeni dağıtım kanalları veya mümessiller bulmak
  • Düşünülen muhtemel fiyatları test etmek, tepkileri ölçmek
  • Değişik ürün dizaynlarına, ambalajlara karşı tepkileri olcmek
  • Prestij sağlamak
  • Firma personelini eğitmek, motive etmek.

 Kaynak: tobb.org.tr

Advertisements

Şimdiden Kaçırdıklarımız…

İnsan zihni bir hayal üretme makinesidir. Zihnin ötesine geçilmediği sürece hayal kurmaya devam ederiz. Zihin şimdide var olamaz; o ya geçmişte ya da gelecekte varolabilir. Zihin için şimdide var olma olasılığı yoktur. Şimdide olmak zihinsiz olmak demektir. Deneyin bunu. Eğer varlığınızda ,bilincinizde hiçbir düşüncenin olmadığı sessiz bir an olursa -bilinç ekranı tamamıyla açık olduğunda-o zaman ansızın şimdidesnizdir. Bu o andır,gerçek andır; gerçeğin anıdır , hakikatin anıdır. Ancak o zaman ne geçmiş vardır ne de gelecek….

Normalde zaman geçmiş, şimdi ve gelecek diye 3’e ayrılır. Bu ayrım temelde yanlıştır bilimsel değildir çünkü şimdi zamanın bir parçası değildir. Sadece geçmiş ve gelecek zamanın parçasıdır. Şimdi zamanın ötesidir. Şimdi sonsuzluktur.

Geçmiş ve gelecek zamanın parçasıdır. Geçmiş artık olmayandır ve gelecekse henüz olmamış olandır. Her ikisi de yoklardır. Şimdi var olandır. Varoluşsal olan var olamayının bir parçası olamaz. Onlar asla buluşmaz,onların yolları asal kesişmez.Ve zaman zihindir,zihnin biriktirilmiş olan geçmiştir.

Biraz daha farkında ol ve bilincini varoluşun gerçekliğine daha çok ve daha çok getirmeye çalış. Bu çiçeği gör , şu çiçek hakkında düşünme.. Söylediğim bu sözcüğü dinle , söyleyeceğim şu sözcüğü değil. Tam şimdi bak. Bir an dahi erteleyecek olursan kaçırırsın ve o zaman o bir alışkanlık , çok derin yer etmiş bir alışkanlık olur. Yarın da kaçıracaksın ve yarından sonra da çünkü sen aynı olmayacaksın. Sadece bu değil ; senin hayal kurman daha da güçlenmiş olacak.

Zihin senin mutlu olmana asla izin vermez. Koşul ne olursa olsun zihin mutlu olmayacak birşey bulur. Bunu şu şekilde söyleyeyim: Zihin bir mutsuzluk yaratma mekanizmasıdır. Onun tek işlevi mutsuzluk yaratmaktır. Zihni bırakırsan birden ; hiçbir neden yokken mutlu olursun. O zaman mutluluk nefes alışın gibi doğaldır. Nefes almak için farkında olmana bile gerek yoktur. Sen sadece nefes alamaya devam edersin. Bilinçli, bilinçsiz, uyanık, uykuda sürekli nefes almaya devam edersin. Mutluluk tam olarak böyledir. Mutluluk senin en derindeki doğandır. Onun dışsal bir koşula ihtiyacı yoktur; o basitçe oradadır o sensin.. Şayet basitçe zihin mekanizmasının dışına çıkarsan, coşku dolu hissetmeye başlarsın….

Bu nedenle çılgın insanların sözde akıllı insanlardan daha mutlu olduğunu görürsün. Bu insanların gözünde diğer dünyaya ait bir ışıltı olduğunu görürsün sanki hayatın merkezine açılan bir içsel kapı gibidir. Rahattır bu insanlar belki hiçbir şeyi yoktur ama mutludur. Bir yere gitmiyordur o basitçe ordadır. Tadını çıkarıyordur.

Niçin gelecekle ilgili hayaller kuruyorum? diye soruyorsun değil mi kendine! Gelecekle ilgili hayal kuruyorsun çünkü şimdinin tadına bakmamışsın. Şimdinin tadına bakmaya başla.Basitçe zevk aldığın bazı anlar bul.Ağaçlara bakarken sadece bir bakış ol. Kuşları dinlerken yalnızca kulak ol. Onların en derindeki merkeze ulaşmasına izin ver. Şarkılarının tüm varlığına yayılmasına izin ver. Sahilde oturuyorken sadece dalgaların vahşi kükremelerini dinle onlarla bir ol…çünkü dalgaların bu vahşi kükremesinin geçmişi, geleceği yoktur. Şayet sende kendini ona uydurabilirsen sen de vahşi bir kükremeye dönüşeceksin.

Senin lisanın geçmiş ve gelecektir. O halde eğer zihnin lisanını konuşmaya devam edersen hiçbir zman varoluş ile ahenk ,uyum içinde olmayacaksın. Ve eğer bu ahengin tadına bakılmadı ise hayal kurmaktan nasıl vazgeçeceksin? Çünkü senin hayatın budur..

Bu tıpkı bir adamın sıradan taşları çantasında taşıyıp onların muhteşem elmaslar, yakutlar ,zümrütler olduğunu düşünmesi gibidir ve eğer ona ” Onları bırak , seni gidi aptal! Onlar sadece taşlar” dersen inanamaz. Senin onu kandırdığını düşünecektir. Onlara yapışacaktır çünkü bu sahip olduğu tek şeydir. Bu adamın çantasından vazgeçmesi gerektiğini sana söylemeyeceğim. Ona gerçek yakutları, zümrütleri, elmasları göstereceğim. Onlara sadece bir göz atacak ve çantayı fırlatıp atacaktır. Ondan vazgeçemek değil çünkü vazgeçilecek hiçbir şey yok; o sadece sıradan taşlarla dolu. Sıradan taşlardan vazgeçmezsin. O basitçe bir yanılsama içinde yaşadığını fark edecek. Artık gerçek elmaslar var. Birden kendi taşları silinir ve kaybolur. Ve çantasını sen ona söylemeden boşaltı verir. Çünkü artık çantasına koyacak başka bir şeyi vardır. Taşları bırakacaktır çünkü boşluğa ihtiyacı vardır.

Osho der ki; Sana geleceğe , geçmişe gitmeyi bırak demiyorum sana şu an ile çok temas kur demek istiyorum:)

Kaynak: İçten Gelen Mutluluk coşku – Osho

İstanbul Film Festivali’nden : Greenberg

İstanbul Film Festivali’nin ‘Akbank Galaları’ bölümünde geçen gece gösteriminde olan ‘Greenberg’ filminin gösterimindeydim. Filmin arkasındaki ikili Noah Baumbach ve Ben Stiller’dı.

‘Reality Bites’daki üniversiteli tiplerden birini 40’lı yaşlarda ve inanılmaz derecede sert bir karaktere sahip olarak hayal edin. Hayat yanından geçip gitmiş, umutları ve hayalleri artık bozuk plak gibi kaçırılmış fırsatlar halini almış duruyor. Onun çevresindeki dünya ise dönmeye ve onunla alay etmeye devam ediyor. Bu anlattıklarımız Roger Greenberg’i yani dram-komedi ‘Greenberg’in acımazsız karakterini anlatıyor. Film adını bu karakterin soyadından alıyor. Kendisi başarısız olmuş, sinir krizinin eşiğindeki bir müzisyen. İstemeyerek erkek kardeşinin Los Angeles’daki köşkünde oturup duruyor. Başarısızlık ve şikâyet onun hayatında sürekli tekrarlayan şeyler ve bu durumda böyle devam edecek gibi görünüyor. Markalarla ilgili müşteri memnuniyetini hiç üşenmeden dilekçe ile yazıp mektupla postalıyor. İşte bu markaların kaybetmek istemediği müşteriler …Hertürlü yaşadığı aksiliğin peşini bırakmadan şikayet mektubu yazıyor.  Bunlardan hatırladıklarım Starbucks ve American Airlines . Aslında ne kadar takıntılı olduğuna bir yandan gülerken pazarlamacı gözüyle ne kadar sadık bir müşteri olduğunu gözlemliyorsunuz. Filmde Product placement olarak Apple inanılmaz dikkat çekiciydi ve bir de Corona yer alıyordu.

Greenberg  karakterini canlandıran isim ise, ‘Reality Bites’ın da yönetmeni ve oyuncusu olan Ben Stiller.

“Greenberg büyük ihtimalle geçmişine çok bağlı çünkü onun ‘şimdi’si hiçbir zaman iyi olmamış” diyor Stiller. “O bir şeyleri başaramamış olan adam. Bence bir şekilde bir şeyleri başaramamış olan adamların pişmanlıkları oluyor. Bence Greenberg gençken anlaşması zor bir adammış. Ama bu bir çeşit ego da olabilir. Kendini yükseklerde görüyor. Şimdi ise öyle bir yerde ki, hiçbir şeyi ve hiç kimsesi kalmamış”.

Brooklyn’de doğmuş ve büyümüş haliyle Greenberg, sürekli çevresindeki yeni şeyler tarafından bunaltıldığını hissediyor. Yeni gençliğin tüketim alışkanlıklarını , aile ve arkadaş ilişkilerini, cesaretini filmin bir bölümünde inanılmaz güzel bir şekilde değerlendirmiş bu bana postmodern pazarlamanın ve postmodern ilişkilerin çılgın alışkanlıklarını hatırlattı.

Stiller’a göre “Greenberg’in insanları idare etmek konusunda sorunları var” Çok fazla kusuru var ama elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Ve sonunda, onun da büyümesi için bir şans olduğunu ve bir adım ilerlemeyi başardığını görüyorsunuz. Bu küçük bir adım ama onun için çok önemli bir şey. Bu realistik bir değişim.İşte burda da  Noah Baumbach’ın gücünü görüyorsunuz. Greenber’in klasik bir film sonuna sahip olduğunu söylenmediği gibi bana göre de biraz daha yumuşak bir bitiş olabilirdi hissi uyandırdı… Herşeye rağmen güzel bir festival filmiydi…

Tanzanya

14 April 2010 2 comments

Yeni başladığım iş nedeniyle farklı ülkeler ve farklı pazarlar tanımaya başladım. Beni en çok heyecanlandıran ise burdaki pazarların farklı konumları, ekonomileri ve pazarlamaya bakış açıları oldu. Bu nedenle ilgilendiğim ülkelerle ilgili yazmaya ve bilgileri sizinle paylaşmayı istedim.

İlk ülkem Tanzanya 945.300 km2 yüzölçümü, 41 milyona ulaşan nüfusu ile Doğu Afrika’nın en büyük ülkesidir.  Hint Okyanusu kıyılarının uzunluğu 1,424km.yi bulmaktadır. Jeo-stratejik konumu itibariyle çok önemli bir ülke olup bu konumu nedeniyle yatırımcılar için doğal bi cazibe merkezidir. Tanzanya Dar es Salaam’ın liman başkenti olması nedeni ile herhangi bir ilave kara navlunu olmaksızın ihraç malları direk pazara girmektedir. Ayrıca Tanzanya bankacılık sistemi diğer Afrika ülkelerine göre çok gelişmiş olup bu gerçekleşen ticarette firmalara kolaylık sağlamaktadır.

Ülke başkanlık sistemi ile yönetilmekte olup ülkede GSYİH 17.54 milyar $ (2008) iken kişi başına GSYİH’sı 360$’dır. GSYİH büyüme hızı %7.1 , tüketici fiyat enflasyonu %9.7’dir. Altın, elmas, kalay ,fosfat,demir ,cevher ,kömür , değerli taşlar ,doğal gaz,nikel gibi doğal kaynak ve madenlere sahip olan ve bu ürünlerin genel ihraç kalemlerini oluşturduğu ülkede tüm tüketim ürünleri ,makineler, taşıt araçları , inşaat malzemeleri ve ham petrol ithal edilmektedir. Tanzanya’da pırlanta madeni bulunmaktadır. Mwadui bölgesinde bulunan Williamson Pırlanta madeninin %70’i devlet’e , %30’u ise De Beers firmasına aittir. Dünyanın üretimi en yüksek madenlerden biri olan Williamson Pırlanta madeni 1930 yıllarından beri faaliyet göstermektedir.

İhracatındaki başlıca ülkeler; Çin, Hindistan , Kanada , Hollanda , Kenya , Japonya , İngiltere , Almanya yer almaktadır. İthalatındaki başlıca ülkeler ise G.Afrika, Hindistan  , Kenya , İngiltere ,Zambia ve Bahreyn’dir.

Türkiye’nin 2009 yılı rakamlarıyla Tanzanya’ya ihracatı 50.9 milyon $ iken ithalatı 10.2 milyon $ olarak gerçekleşmiştir.  Tanzanya’da ekonomi baskın olarak tarıma dayalıdır.  Öyle ki ülkedeki GSYİH’nın yarısından fazlası , taşımacılığın %85’i iş gücünün %80 tarım temeline kuruludur. Başlıca tarım ürünleri kahve, sisal , çay, pamuk , hintfıstığı, tütün, karanfil , mısır, buğday , muz, meyve sebze,  büyük ve küçük başhayvancılıktır. Başlıca ihraç ürünleri ise altın, kahve ,pamuk, tütün , hintfıstığımamul ürünlerdir.

Türkiye’nin Afrika’ya açılım çalışmaları çerçevesinde kilit ülke konumunda bulunun Tanzanya ile ticaret, ulaştırma, vize muafiyeti ve siyasi istişare mekanizması kurulması konularında dört önemli anlaşma imzalandı.

İmzalanan Anlaşmalar:
. Ticari ve Ekonomik İşbirliği Anlaşması
. Hava Ulaştırma Anlaşması
. Resmî Pasaportlar için Vize Muafiyet Anlaşması
. Siyasi İstişare Mekanizması Kurulmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası

Tanzanya’da tarım sektöründe her türlü tarımsal alet, ekipman ve makineye ihtiyaç duyulmaktadır. Ülkemizin karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olduğu tarımsal makineler ve ekipman sektöründe bu ülkelerin her türlü ihtiyacını karşılayacak ürün yelpazesine sahip olması, bu sektörde ülkemizden Tanzanya’ya ciddi ihracat imkanlarının olduğu yönünde fikir vermektedir. Bunların yanısıra, sözkonusu ülkede sık sık yaşanan kuraklık nedeniyle, sulama sistemleri ve ekipmanları konusunda da önemli potansiyel bulunmaktadır. Tanzanya ekonomilerinde son yıllarda yaşanan olumlu gelişmeler halkın alım gücünü artırmaya başlamış ve artan alım gücü daha önce lüks mallar olarak sınıflandırılan elektrikli elektronik ev eşyaları sektöründe de etkilerini göstermeye başlamıştır.

Tanzanya çok merkezli bir turizm ülkesi olarak büyük bir potansiyele sahiptir. Ülkenin yaban hayatı oldukça zengindir. Kuzey bölgesinde dünyaca ünlü Serengeti, Taragine, Manyara Gölü ve Arusha Ulusal Parkları ile dünyanın 8. harikası olarak nitelendirilen Kilimanjaro ulusal parkı ile Nkrangoro Krateri bulunmaktadır. Nil nehrinin kaynağını oluşturan Victoria Gölü ile Nyasa ve Tanganyika Gölleri de önemli cazibe merkezleridir.

 Tanzanya’ya Kenya’ya nazaran daha az turist gelmesine rağmen turizm gelirlerinin Kenya’dan daha fazla olması dikkat çekmektedir. Bunda otel ücretlerinin daha pahalı olmasının yanısıra Tanzanya’ya turistlerin daha çok safari için gelmesi ve safari turizminin kıyı turizmine kıyasla daha pahalı olması önemli rol oynamaktadır. 

Categories: Ülke Pazarlama Tags: , ,

Pastavilla Marka Hikayesi

1928’de kurulan Kartal Makarnaları batmak üzereyken , 1992’de ismini değiştirip Pastavilla olması ile satış rekorları kırmasının bilinmeyen ilginç öyküsünü aktarmaya çalışacağım sizlere…

Bugün Koç Holding’e bağlı olan Pastavilla İşletmesi , Kartal Makarna adıyla İsmail Hakkı Ulukartal tarafından İzmir Kemeraltı’nda kurulmuştur. Şirketin yönetimi daha sonra Ali Ulukartal’a geçmiş, şirket, 1990’lı yılların başında ekonomik krizle karşı karşıya kalmıştır. Bu zor durumda Kartal Makarna’ya fabrikayı kapatacaktı ya da yok pahasına satacaktı. Tam bu sırada Ulukartal, profesyonel bir kişiden yardım istedi. Nur Demirok’un Kartal Makarna’yı kurtarma plânı tamamen ,  makarnanın İtalya ile özdeşleştirmesi üzerine kuruldu.

İlk olarak Kartal Makarna ismi Pastavilla’ya çevrildi. Marka olarak İtalyan lisanlıydı ama Türkiye’de üretilen “ Türk Malı” imajı vurgulamaya çalışıldı. İkinci olarak İtalya’ya gidilerek Türkiye’de bulunmayan makarna kalıpları getirildi. Üçüncü hamle buğday,güneş ve İtalya bayrağının da içinde olduğu bir logo yaptırıldı. Dördüncü olarak ;İzmirli İtalyan asıllı bir Levanten olan Hugo Reggie aslında pazarlamayla hiçbir ilgisi olmamasına rağmen sadece İtalyan ismine sahip olması nedeniyle şirketin pazarlama müdürü yapıldı. Hugo Reggie “Makarna Ustası” olarak lanse edilip bizzat reklamlara çıkarıldı.Son hamle yaratılan yeni imajla birlikte basının karşına çıkmasıydı. 1992 yılında , yabancı sermaye yatırımlarının henüz cılız olduğu bir dönemde basının karşısına çıktı. Pastavilla dünyanın tanıdığı İtalyan markası lezzet ve görünümünde, tabii ki Pastavilla ile ciddi bir ilgi gördü. 1995 yılında şirket hisselerinin tamamı Koç Topluluğu bünyesine geçti.

 

Eylül 2009 dönemi verilerine göre 510.9 milyon TL ciro elde edilmiş olup brüt kâr marjı %21’e , net kâr marjı ise  %8.23’e ulaşmıştır.  (*)

Pastavilla markası şu anda makarna pazarında Premium segmentte pazar lideri konumundadır. Pazar payını muhafaza ederek , kâr marjının yüksek tutulması stratejisini de devam ettirmektedir.

Kartal Makarnanın sahibi Ali Ulukartal Pastavilla’yı Koç Holding’e sattıktan sonra 1996 yılında İtalyanca “yeşil” anlamı taşıyan VERDE Zeytinyağı markasını kurmuştur. Türkiye’de zeytinyağını ilk kez cam şişeye koyan VERDE şu anda iç pazarda %16 Pazar payına sahiptir.(**)

Ali Ulukartal’ın markalaşmanın kişiliğini doğru yansıtan, marka stratejisine uyum sağlayan yaratıcı isimler seçme başarısının sonuçları ortada 🙂

Kaynaklar 

(*) Foreks Haber Merkezi (**) http://www.olioverde.com.tr

Categories: Marka Hikayeleri

Pazarlamacı ve Yöneticilerin Toplantı Odası Savaşı

Pazarlama departmanında çalışan ve alternatif projeler yaratan bir konumdaysanız buna benzer bir durumla karşı karşıya kalmışsınızdır.  

Son kararı veren üst yöneticiniz toplantıdasınız günlerce haftalarca çalıştığınız projeniz üzerine ikna etmeye çalışıyorsunuz ama masada birkaç stratejik hamle var yöneticinizden şöyle bir karar geliyor “Stratejik A hamlesini gerçekleştireceğiz çünkü öngörülebilir gelecekte en iyi sonuçları verecek olan budur” tartışma bitmiştir.  Mutlaka böyle bir toplantıdan hayal kırıklığı ile çıkmışsınızdır. Günlerce haftalarca uykusuz gecelerce hazırladığınız projeler elinizde çaresizce kalırsınız, tartışamazsınız bile…

Anlamaya çalışırsınız nedenini kişisel algılarsınız , bilinçli yapıldığını ya da bir şeyleri eksik mi anlattım diye kendinizi bir türlü tatmin edemezsiniz!

 

“Yönetim sol beyinlileri , yani sözel ifadesi güçlü, mantıklı, analitik kişileri çeker.

Pazarlama ise sağ beyinlileri yani görsel ifadesi , sezgileri ve bütünü algılayışı güçlü kişileri

çeker.”

Yöneticiler sol beyinli düşünmelerinin bir yansıması olarak düz “ sağduyu “ fikirlerini ve kavramlarını savunur. Bir karara varmadan önce kesin rakamlara , pazar verilerine, tüketici araştırmalarına dayandırmak isterler. Kâr hanesinin değer ölçüsü olan bir dünyada başka türlüsünü düşünmek pek mümkün değildir.Sol beyinli yöneticiler genelde iyi konuşmacıdırlar.

Siz kararlarınızı çoğunlukla küçük bir destekleyici göstergeyle veya hiç böyle bir gösterge olmakzsızın “içgüdüyle” alırsınız. Pazarlama gibi yaratıcı bir disiplinde başka türlüsü zaten tartışılmaz bir durumdur. Bir düşünün genelde bir sunum yaparken ekranın önünde durup sayısız görsel kullanıyorsunuzdur. Sol beyinli yöneticiler Powerpoint slaytları kullansa bile genelde bu sunum sözcüklerden başka bir şey içermez.

Sağ beyinli kişiler genelde iyi yazarlardır. Sağ beyinliler neden iyi yazarlardır? Çünkü sayfa üzerinde sözcükleri düzenlemek sözel olduğu kadar görsel bir iştir. E-posta ve mektuplarda sözcükleri her bir satır ve tam bir düşünce içerecek şekilde düzenlerler.

Peki hangisi sizsiniz?

Pek çok toplantı savaşı yaşayacaksınız , bu savaş hedefleri aynı olan fakat farklı şekilde düşünen 2 grup arasında gerçekleşir. Taraflar birbirini anladıkları sürece bu farklılık iyi olabilir. 

 

Nedir peki bu farklılıklarımız?

Yönetim gerçeği esas alır, pazarlama ise  algıyı esas alır.

 Pazarlamacılar için önemli olan bir durumun gerçekleri değil,gerçekle bağdaşsın ya da bağdaşmasın , tüketicilerin zihnindekilerdir. Algıların ölçülmesi zor olduğundan , pazarlamacılar sıklıkla sağ beyinli sezgisel ve bütünsel düşünme yoluna giderler. Yöneticiler algının öneminin farkındadırlar elbet sorun algının bir ayna olduğuna inanmamalarıdır. Onlara göre algı gerçeğin sadece bir yansımasıdır. Gerçeği değiştirirseniz algıyı da değiştirisiniz. Pazarlamacılara göre ise gerçeği değiştirmek kolaydır ama algıyı değiştirmek en zor işlerden biridir….

Sonuç olarak, umuyoruz ki yöneticiler pazarlamanın ilkelerini , özellikle de sağduyu ile pazarlama duyusu arasındaki farkı daha iyi anlamaya vakit harcasınlar , yine umuyoruz ki pazarlamacılar yönetimin önerilerini neden çoğunlukla geri çevirdiğini , özellikle de o önerileri mantıklı, sözel ve analitik ifadelerle yeniden düzenleme ihtiyacını daha iyi anlamaya vakit ayırsınlar…

Categories: Genel