Archive

Archive for the ‘Kültür ve Yaşam’ Category

“The Secret in Their Eyes”

 

Daha bu akşam seyredebildiğim The Secret in Their Eyes ( Gözlerindeki Sır ) tüm ayrıntılarını bir çok filmde arayacağım izlenesi keyifli bir filmdi…

Emekli bir sorgu müfettişinin 25 yıl önce yaşanmış bir cinayeti yeniden kurcalamasını anlatıyor film. Ama öyle bir anlatıyor ki, hakikaten iki dönem arasında 25 yıl olduğunu düşünüyorsunuz. Müfettiş yani Benjamin Esposito rolünde Ricardo Darin’i izliyoruz. Sanki onun daha önce çok filmini izlemişiz gibi mizacını hiç yadırgamıyoruz.  Ve bir adamın bir kadını sevişini izliyorsunuz hayran hayran. Yine asıl yeri olmasa da filmin adını denk düşürüyorsunuz ona her bakışında.

Filmde 25 yıl aradan geçse de bir çok ayrıntının değişmediğini  görüyorsunuz…En çok etkilendiğim anlardan biri barda yapılan “Tutku”  hakkındaki konuşmaydı. Seyredicek olanlar için ayrıntıya girmeyeceğim çünkü burdan sonra film çözülmeye başlıyor…

 
Juan Jose Campanella büyük bir film yapmış. Hikayesini anlatmayı becermekle kalmamış çok da iyi oynatmış… İyi çekmiş, hem de iyi oyuncularla çekmiş. Ve özellikle iyi bitirmiş. Tam 4 kez bitiş çizgisine yaklaştırıp, “daha değil” gibi bir sürprize imza atmış.
Yapım: 2009 ~ Arjantin , İspanya

Arjantin yapımı “Gözlerindeki Sır” (El Secreto De Sus Ojos), geçtiğimiz yılın en iyi yabancı film Oscarını aldı. Film için denilecek şey çok. “Seven”ı sevdiyseniz, “Esaretinin Bedeli”nden etkilendiyseniz, bir de içinde aşk olmalı diyorsanız bu filmi izleyin.

Tür: Dram , Gerilim , Gizem , Polisiye , Romantik , Suç

Oyuncular: Pablo Rago , Carla Quevedo , David Di Napoli , Elvio Duvini , Fernando Pardo

Yönetmen: Juan José Campanella

Senaryo: Eduardo Sacheri , Juan José Campanella

Senaryo (Kitap): Eduardo Sacheri

Yapımcı: Juan José Campanella , Mariela Besuievski , Muriel Cabeza

Görüntü Yönetmeni: Félix Monti

Görüntü Yönetmeni: Emilio Kauderer , Federico Jusid

Categories: Kültür ve Yaşam

Şimdiden Kaçırdıklarımız…

İnsan zihni bir hayal üretme makinesidir. Zihnin ötesine geçilmediği sürece hayal kurmaya devam ederiz. Zihin şimdide var olamaz; o ya geçmişte ya da gelecekte varolabilir. Zihin için şimdide var olma olasılığı yoktur. Şimdide olmak zihinsiz olmak demektir. Deneyin bunu. Eğer varlığınızda ,bilincinizde hiçbir düşüncenin olmadığı sessiz bir an olursa -bilinç ekranı tamamıyla açık olduğunda-o zaman ansızın şimdidesnizdir. Bu o andır,gerçek andır; gerçeğin anıdır , hakikatin anıdır. Ancak o zaman ne geçmiş vardır ne de gelecek….

Normalde zaman geçmiş, şimdi ve gelecek diye 3’e ayrılır. Bu ayrım temelde yanlıştır bilimsel değildir çünkü şimdi zamanın bir parçası değildir. Sadece geçmiş ve gelecek zamanın parçasıdır. Şimdi zamanın ötesidir. Şimdi sonsuzluktur.

Geçmiş ve gelecek zamanın parçasıdır. Geçmiş artık olmayandır ve gelecekse henüz olmamış olandır. Her ikisi de yoklardır. Şimdi var olandır. Varoluşsal olan var olamayının bir parçası olamaz. Onlar asla buluşmaz,onların yolları asal kesişmez.Ve zaman zihindir,zihnin biriktirilmiş olan geçmiştir.

Biraz daha farkında ol ve bilincini varoluşun gerçekliğine daha çok ve daha çok getirmeye çalış. Bu çiçeği gör , şu çiçek hakkında düşünme.. Söylediğim bu sözcüğü dinle , söyleyeceğim şu sözcüğü değil. Tam şimdi bak. Bir an dahi erteleyecek olursan kaçırırsın ve o zaman o bir alışkanlık , çok derin yer etmiş bir alışkanlık olur. Yarın da kaçıracaksın ve yarından sonra da çünkü sen aynı olmayacaksın. Sadece bu değil ; senin hayal kurman daha da güçlenmiş olacak.

Zihin senin mutlu olmana asla izin vermez. Koşul ne olursa olsun zihin mutlu olmayacak birşey bulur. Bunu şu şekilde söyleyeyim: Zihin bir mutsuzluk yaratma mekanizmasıdır. Onun tek işlevi mutsuzluk yaratmaktır. Zihni bırakırsan birden ; hiçbir neden yokken mutlu olursun. O zaman mutluluk nefes alışın gibi doğaldır. Nefes almak için farkında olmana bile gerek yoktur. Sen sadece nefes alamaya devam edersin. Bilinçli, bilinçsiz, uyanık, uykuda sürekli nefes almaya devam edersin. Mutluluk tam olarak böyledir. Mutluluk senin en derindeki doğandır. Onun dışsal bir koşula ihtiyacı yoktur; o basitçe oradadır o sensin.. Şayet basitçe zihin mekanizmasının dışına çıkarsan, coşku dolu hissetmeye başlarsın….

Bu nedenle çılgın insanların sözde akıllı insanlardan daha mutlu olduğunu görürsün. Bu insanların gözünde diğer dünyaya ait bir ışıltı olduğunu görürsün sanki hayatın merkezine açılan bir içsel kapı gibidir. Rahattır bu insanlar belki hiçbir şeyi yoktur ama mutludur. Bir yere gitmiyordur o basitçe ordadır. Tadını çıkarıyordur.

Niçin gelecekle ilgili hayaller kuruyorum? diye soruyorsun değil mi kendine! Gelecekle ilgili hayal kuruyorsun çünkü şimdinin tadına bakmamışsın. Şimdinin tadına bakmaya başla.Basitçe zevk aldığın bazı anlar bul.Ağaçlara bakarken sadece bir bakış ol. Kuşları dinlerken yalnızca kulak ol. Onların en derindeki merkeze ulaşmasına izin ver. Şarkılarının tüm varlığına yayılmasına izin ver. Sahilde oturuyorken sadece dalgaların vahşi kükremelerini dinle onlarla bir ol…çünkü dalgaların bu vahşi kükremesinin geçmişi, geleceği yoktur. Şayet sende kendini ona uydurabilirsen sen de vahşi bir kükremeye dönüşeceksin.

Senin lisanın geçmiş ve gelecektir. O halde eğer zihnin lisanını konuşmaya devam edersen hiçbir zman varoluş ile ahenk ,uyum içinde olmayacaksın. Ve eğer bu ahengin tadına bakılmadı ise hayal kurmaktan nasıl vazgeçeceksin? Çünkü senin hayatın budur..

Bu tıpkı bir adamın sıradan taşları çantasında taşıyıp onların muhteşem elmaslar, yakutlar ,zümrütler olduğunu düşünmesi gibidir ve eğer ona ” Onları bırak , seni gidi aptal! Onlar sadece taşlar” dersen inanamaz. Senin onu kandırdığını düşünecektir. Onlara yapışacaktır çünkü bu sahip olduğu tek şeydir. Bu adamın çantasından vazgeçmesi gerektiğini sana söylemeyeceğim. Ona gerçek yakutları, zümrütleri, elmasları göstereceğim. Onlara sadece bir göz atacak ve çantayı fırlatıp atacaktır. Ondan vazgeçemek değil çünkü vazgeçilecek hiçbir şey yok; o sadece sıradan taşlarla dolu. Sıradan taşlardan vazgeçmezsin. O basitçe bir yanılsama içinde yaşadığını fark edecek. Artık gerçek elmaslar var. Birden kendi taşları silinir ve kaybolur. Ve çantasını sen ona söylemeden boşaltı verir. Çünkü artık çantasına koyacak başka bir şeyi vardır. Taşları bırakacaktır çünkü boşluğa ihtiyacı vardır.

Osho der ki; Sana geleceğe , geçmişe gitmeyi bırak demiyorum sana şu an ile çok temas kur demek istiyorum:)

Kaynak: İçten Gelen Mutluluk coşku – Osho

İstanbul Film Festivali’nden : Greenberg

İstanbul Film Festivali’nin ‘Akbank Galaları’ bölümünde geçen gece gösteriminde olan ‘Greenberg’ filminin gösterimindeydim. Filmin arkasındaki ikili Noah Baumbach ve Ben Stiller’dı.

‘Reality Bites’daki üniversiteli tiplerden birini 40’lı yaşlarda ve inanılmaz derecede sert bir karaktere sahip olarak hayal edin. Hayat yanından geçip gitmiş, umutları ve hayalleri artık bozuk plak gibi kaçırılmış fırsatlar halini almış duruyor. Onun çevresindeki dünya ise dönmeye ve onunla alay etmeye devam ediyor. Bu anlattıklarımız Roger Greenberg’i yani dram-komedi ‘Greenberg’in acımazsız karakterini anlatıyor. Film adını bu karakterin soyadından alıyor. Kendisi başarısız olmuş, sinir krizinin eşiğindeki bir müzisyen. İstemeyerek erkek kardeşinin Los Angeles’daki köşkünde oturup duruyor. Başarısızlık ve şikâyet onun hayatında sürekli tekrarlayan şeyler ve bu durumda böyle devam edecek gibi görünüyor. Markalarla ilgili müşteri memnuniyetini hiç üşenmeden dilekçe ile yazıp mektupla postalıyor. İşte bu markaların kaybetmek istemediği müşteriler …Hertürlü yaşadığı aksiliğin peşini bırakmadan şikayet mektubu yazıyor.  Bunlardan hatırladıklarım Starbucks ve American Airlines . Aslında ne kadar takıntılı olduğuna bir yandan gülerken pazarlamacı gözüyle ne kadar sadık bir müşteri olduğunu gözlemliyorsunuz. Filmde Product placement olarak Apple inanılmaz dikkat çekiciydi ve bir de Corona yer alıyordu.

Greenberg  karakterini canlandıran isim ise, ‘Reality Bites’ın da yönetmeni ve oyuncusu olan Ben Stiller.

“Greenberg büyük ihtimalle geçmişine çok bağlı çünkü onun ‘şimdi’si hiçbir zaman iyi olmamış” diyor Stiller. “O bir şeyleri başaramamış olan adam. Bence bir şekilde bir şeyleri başaramamış olan adamların pişmanlıkları oluyor. Bence Greenberg gençken anlaşması zor bir adammış. Ama bu bir çeşit ego da olabilir. Kendini yükseklerde görüyor. Şimdi ise öyle bir yerde ki, hiçbir şeyi ve hiç kimsesi kalmamış”.

Brooklyn’de doğmuş ve büyümüş haliyle Greenberg, sürekli çevresindeki yeni şeyler tarafından bunaltıldığını hissediyor. Yeni gençliğin tüketim alışkanlıklarını , aile ve arkadaş ilişkilerini, cesaretini filmin bir bölümünde inanılmaz güzel bir şekilde değerlendirmiş bu bana postmodern pazarlamanın ve postmodern ilişkilerin çılgın alışkanlıklarını hatırlattı.

Stiller’a göre “Greenberg’in insanları idare etmek konusunda sorunları var” Çok fazla kusuru var ama elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Ve sonunda, onun da büyümesi için bir şans olduğunu ve bir adım ilerlemeyi başardığını görüyorsunuz. Bu küçük bir adım ama onun için çok önemli bir şey. Bu realistik bir değişim.İşte burda da  Noah Baumbach’ın gücünü görüyorsunuz. Greenber’in klasik bir film sonuna sahip olduğunu söylenmediği gibi bana göre de biraz daha yumuşak bir bitiş olabilirdi hissi uyandırdı… Herşeye rağmen güzel bir festival filmiydi…

İstanbul Efendisi

28 February 2010 Leave a comment

 

Bugün Haldun Dormen Tiyatrosunun o şirin eski tarih kokan salonunda inanılmaz keyifli bir oyuna seyirciydim.

Şehir Tiyatroları’nın bu sezonki eğlenceli oyunu İstanbul Efendisi !

Musahipzade Celal’in yazdığı Engin Alkan’ın yönettiği oyun 1800’lerin Osmanlısı’nın kozmopolit hayatından anekdotlar, alaturka parçalardan tadımlık sunuşlar, dönemin kültürel yapısından izler ve yaratıcı kadronun ince zekasına hayranlık duymanız için örnekler barındırıyor.

Oyunun geniş ve başarılı bir kadrosu bulunuyor. Öne çıkan isimlerin başında Çağlar Çorumlu geliyor, harika bir karakter çıkarmış ortaya, gülmekten kendinizi tutamıyorsunuz kimi zaman …Çok başarılı bir komedi oyuncusu olarak reaksiyon almasını, seyirciyi  oyuna katmayı çok iyi biliyor.

Sevinç Erbulak (Dilara) ve Derya Çetinel (Esma ) birbiriyle uyumlu ve eğlenceli bir ikili olmuşlar. Özellikle sandık sahnesinde çok başarılıydılar. Ayrıca Ümit Daşdöğen’in “Leyla Bir Özge Candır” şarkısında o  harika sesi ile mest oluyorsunuz.

Herkes dans ediyor, şarkı söylüyor, rolünü oynuyor ,  2. perdenin coşkulu açılışı da ile kendinizi kalkıp oynamamak adına bir an zor tutuyorsunuz..

Oyunda canlı müzikler dinliyorsunuz. Müzisyenleri çoğu zaman sahnede oyunun içinde görüyorsunuz. Şarkılar bilindik şekilde icra edilmiyor. Kostümler ise son derece başarılı.

Tek eleştirim oyunda  bazı yerlerde çok fazla bilgi verilmeye çalışılmış, bu kadar yoğun bir anlatımın seyirciyi yorduğunu, oyundan kopardığını düşünüyorum.

Herşeye rağmen İstanbul Efendisi sezonun çok konuşulan oyunlarından biri olacağa benziyor. Keyifli bir 3 saat, keyifli şarkılar eşliğinde ,başarılı oyuncuların eğlence ve danslarının güzel buluşmasını  seyretmek için mutlaka Mart sezonunda İstanbul Efendisi’ni kaçırmayın derim..

Categories: Kültür ve Yaşam Tags: