Archive

Archive for the ‘Marka Hikayeleri’ Category

WALT DISNEY MARKA HİKAYESİ

Biz  yaramaz  Miki Mouse , Vakvak Amca Donald Dug, Plüto gibi çizgi film kahramanları ile büyüdük halen TV’de aynı karakterler ile karşılaştığımda yüzümdeki güzel tebessümle  ve içimdeki çocukla oturup zamanımı keyifle geçirebiliyorum. Hepimizin çocukluğu onlarla geçmiştir. Onları bilmeyenimiz sevmeyenimiz yoktur.

Walt Disney CO. bizim jenerasyonda bu  çizgi film karakterlerini ekrana getirirken şimdi çocukluğunu yaşayanlar için  Winni The Pooh, Sinderalla gibi karakterler geliştirdi. Zaman içinde çizgi film sektörü büyüdükçe, yapımcılar hem kaliteli, hem de prestijli filmlere yöneldiler ve Oscar’lık başarılı işlere imza atmaya başladılar. Örneğin müzikleriyle Oscar alan Walt Disney’in Aslan Kral’ı bütün dünyada izlenme rekoru kırmıştı. Walt Disney yapımı bir başka film olan Kayıp Balık Nemo ise 2003 yılında 850 milyon dolarlık gişe hasılatı yapmış ve 76. Oscar ödüllerinde En İyi Animasyon Filmi ödülünü almıştı. Ki bu rakamı sadece 11 Oscarlı Yüzüklerin Efendisi geçebilmişti. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Oyuncak Hikayesi ise yapımcının Oscar’ı kucaklayan ve hafızalara kazınan filmlerinden sadece ikisi. 2010 en iyi animasyonu  Oscar’ını kucaklayan ise yine Walt Disney yapımı Up’ın oldu… 

Kayıp Balık Nemo, Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Aslan Kral, Külkedisi Sindrella, yalan söyledikçe burnu uzayan Pinokyo, sevimli köpekler 101 Dalmaçyalı, Uyuyan Güzel… Bu karekterleri hayatımıza kazandıran kişi Walter Elias Disney; yani hepimizin yakından tanıdığı ve çoğumuzun onu da bir çizgi karekter sandığı Walt Disney…

İrlanda göçmeni bir ailenin oğlu olan Disney, Elias Disney ve Flora Call’un beş çocuğundan biri olarak 1901 yılında Chicago’da dünyaya geldi. Bir yandan okula, bir yandan da Chicago Sanat Enstitüsü’ne giderken 16 yaşında eğitimini yarıda bırakan ve ambulans şoförü olarak orduya yazılan Disney, 1919’a kadar Fransa’da Kızıl Haç’ta çalıştıktan sonra Amerika’ya geri döndü. Kansas’ta bir reklam atölyesinde kendisi gibi çizgilere düşkün Ub Iwerks ile tanışan Disney, onunla birlikte Iwerks-Disney Commercial Artists’i kurdu. Ancak onun gerçek yeteneği olan animasyona yönelişi Hollywood’a gelmesi ve Robert amcasının garajında küçük bir stüdyo kurması ile gerçekleşti.
Kardeşi Roy Disney ile Walt Disney Productions’ı kurdu ve şirketi dünyanın en ünlü film üreticilerinden biri oldu.

Walt Disney genelde bir diyabetsiyen ve adam ayrıca animasyon ve theme park (bir şeyle ilgili lunapark) tasarımlarıyla oscara aday olmadı tanesini alarak en çok Oscar kazanan şahsiyet olarak tarihe geçti, 7 kez de Emmy Ödülleri’ne aday oldu. Halen de en fazla Oskar’a aday olan şahıstır. Diane ve Sharon isimli iki kızı vardı. Walt Disney ve çalışanları; Dünya’nın en ünlü prodüksiyonlarını üretti.

Disney’in iç kişiliği olarak görülen; farelerden korkmasına rağmen Mickey Mouse da başta olmak üzere;Disneyland ve Walt Disney Resort gibi mekanlar da o’nun eseriydi.

Zamanda iş adamı zekasını kanıtlamak istercesine Walt Disney, Temel Reis gibi Mickey Mouse ile yarışan rakipleri karşısında yeni bir adım atarak ilk uzun süreli ve renkli animasyon müzikali üzerinde çalışmaya başladı. Bu işin başarısız olacağına dair yapılan tüm eleştirilere kulak tıkayan Walt, 1937’de romantizm dolu mükemmel bir hikaye olarak tanımladığı Snow White and 7 Dwarfs/Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler hikayesini bir Amerikan masalına dönüştürdü. Film, Disney’e birçok Oscar getirdi.


1940’da Pinocchio, 1941’de Uçan Fil Dumbo ve 1942’de Bambi doğdu. 1950’lerde Hazine Adası ve Denizler Altında 20.000 Fersah ile gerçek aktörlerin bulunduğu sinema dünyasına adımını atan Walt Disney, 1948 ve 1960 yılları arasında hayata geçirdiği 13 True-Life Adventures hikayesinin sekizi Oscar Ödülü kazandı.

Walt Disney, Winnie the Pooh, Uyuyan Güzel (1958), Sindirella (1950), Üç Küçük Domuz, Güzel ve Çirkin, Robin Hood gibi sayısız çizgi yaratırken, bugün gişede büyük başarılara imza atan 101 Dalmaçyalı, Aslan Kral, Tarzan, Oyuncak Hikâyesi, Bir Böceğin Yaşamı, Küçük Denizkızı, Mulan, Denizler Altında 20.000 Fersah ve Şaşkın İmparator gibi yapımlar onun yarattıkları üzerine kuruldu.


1940’da, çalışanlarının çocuklarıyla birlikte eğlenebileceği özel bir park kurma fikri aklına gelen Walt Disney, beş yıl içinde Disneyland projesini oluşturdu. Walt Disney, bu projede çalışan ‘hayal mühendislerine’ “Disneyland’ın dünyadaki en inanılmaz yer olmasını ve içinde parkı boydan boya gezen bir tren olmasını istiyorum” demişti. 1955’te California – Los Angeles’ın güneyinde Anaheim’da ilk Disneyland eğlence parkını açan Walt Disney, ardından Florida eyaletinin Orlanda kentinde ikinci eğlence parkının açılışını yaptı. Bu parklar Paris ve Tokyo’da da açıldı.


Babası, “sanatçı olacağım” dediğinde ona destek olmayacağını söyleyince iyi ki, hayallerinden, rüyalarından vazgeçmemiş Disney Amca. 15 Aralık 1966’da, 65 yaşında akciğer kanseri sebebiyle yaşamını yitiren çizgi dünyasının babası Walt Disney, yaratığı karakterler, ilham kaynağı olduğu filmler ve çizgi dizilerin yanında 40 otel, 11 park, 2 su parkı, 8 büyük stüdyo, 6 plak firması, 11 televizyon kanalı ile büyük bir ticari başarı olarak halen aramızda.

Walt Disney; Orlando , Florida’daki Walt Disney World açılmadan bir kaç yıl önce gırtlak kanserinden 15 Aralık 1966’da öldü.

16 Ekim 1923 tarihinde Walt ve Roy Disney kardeşler tarafından kurulan animasyon stüdyosu, büyüyerek  Hollywood stüdyoları haline geldi. Bugün, Walt Disney Company, American Broadcasting Company (ABC) ve ESPN (Entertainment and Sports Programming Network) gibi iki dev kuruluşun da sahibi olup, Burbank – California’yı merkez seçerek yerleşmiş dev bir kuruluştur.

 Walt Disney CO.nin yıllık geliri 30 milyar dolara çıktı. 1995 yılında Disney ABC televizyon şirketini satın aldı ardından Fox Televizyonunu  şirkete kattı.

Söylenecek, yazılacak çok başarı var Walt Disney için şimdi de 21 Mayıs 2010’da vizyona girecek olan bir prens ve bir prensesin zamanı tersine çeviren bilen kötü güçler ile iş birliği yaparak dünyaya hükmetme çabalarını anlatan  Pers Prensi-Zamanın Kumları ile karşımıza çıkıyor.

Kaynak:Wikipedia

Categories: Marka Hikayeleri

Pastavilla Marka Hikayesi

1928’de kurulan Kartal Makarnaları batmak üzereyken , 1992’de ismini değiştirip Pastavilla olması ile satış rekorları kırmasının bilinmeyen ilginç öyküsünü aktarmaya çalışacağım sizlere…

Bugün Koç Holding’e bağlı olan Pastavilla İşletmesi , Kartal Makarna adıyla İsmail Hakkı Ulukartal tarafından İzmir Kemeraltı’nda kurulmuştur. Şirketin yönetimi daha sonra Ali Ulukartal’a geçmiş, şirket, 1990’lı yılların başında ekonomik krizle karşı karşıya kalmıştır. Bu zor durumda Kartal Makarna’ya fabrikayı kapatacaktı ya da yok pahasına satacaktı. Tam bu sırada Ulukartal, profesyonel bir kişiden yardım istedi. Nur Demirok’un Kartal Makarna’yı kurtarma plânı tamamen ,  makarnanın İtalya ile özdeşleştirmesi üzerine kuruldu.

İlk olarak Kartal Makarna ismi Pastavilla’ya çevrildi. Marka olarak İtalyan lisanlıydı ama Türkiye’de üretilen “ Türk Malı” imajı vurgulamaya çalışıldı. İkinci olarak İtalya’ya gidilerek Türkiye’de bulunmayan makarna kalıpları getirildi. Üçüncü hamle buğday,güneş ve İtalya bayrağının da içinde olduğu bir logo yaptırıldı. Dördüncü olarak ;İzmirli İtalyan asıllı bir Levanten olan Hugo Reggie aslında pazarlamayla hiçbir ilgisi olmamasına rağmen sadece İtalyan ismine sahip olması nedeniyle şirketin pazarlama müdürü yapıldı. Hugo Reggie “Makarna Ustası” olarak lanse edilip bizzat reklamlara çıkarıldı.Son hamle yaratılan yeni imajla birlikte basının karşına çıkmasıydı. 1992 yılında , yabancı sermaye yatırımlarının henüz cılız olduğu bir dönemde basının karşısına çıktı. Pastavilla dünyanın tanıdığı İtalyan markası lezzet ve görünümünde, tabii ki Pastavilla ile ciddi bir ilgi gördü. 1995 yılında şirket hisselerinin tamamı Koç Topluluğu bünyesine geçti.

 

Eylül 2009 dönemi verilerine göre 510.9 milyon TL ciro elde edilmiş olup brüt kâr marjı %21’e , net kâr marjı ise  %8.23’e ulaşmıştır.  (*)

Pastavilla markası şu anda makarna pazarında Premium segmentte pazar lideri konumundadır. Pazar payını muhafaza ederek , kâr marjının yüksek tutulması stratejisini de devam ettirmektedir.

Kartal Makarnanın sahibi Ali Ulukartal Pastavilla’yı Koç Holding’e sattıktan sonra 1996 yılında İtalyanca “yeşil” anlamı taşıyan VERDE Zeytinyağı markasını kurmuştur. Türkiye’de zeytinyağını ilk kez cam şişeye koyan VERDE şu anda iç pazarda %16 Pazar payına sahiptir.(**)

Ali Ulukartal’ın markalaşmanın kişiliğini doğru yansıtan, marka stratejisine uyum sağlayan yaratıcı isimler seçme başarısının sonuçları ortada 🙂

Kaynaklar 

(*) Foreks Haber Merkezi (**) http://www.olioverde.com.tr

Categories: Marka Hikayeleri

PRADA

25 February 2010 Leave a comment
1900’lü yılların başlarında Milano’da doğup tüm Avrupa’ya yayılan Prada markasının, yaklaşık 100 yıllık tarihçesi, bir kadının eliyle yeniden canlandı. Markanın temellerini atan Mario Prada, 1913’te deri çanta satarak giriştiği moda işinde, bu kadar başarılı olmayı hayal bile edemezdi. En azından kendi katı kuralları çerçevesinde! Çünkü Mario Prada’nın, ‘kadınların iş hayatında yeri olmadığına’ dair sert bir inancı vardı. Ancak işin esas ironik yanı, bugün Prada’yı Prada yapan ismin bir kadın olması. Üstelik anlatılana göre siyaset eğitimiyle desteklediği sol görüşü ve feminizm sempatisi besleyen güçlü bir kadın tarafından…Başlangıçta sadelik, lüks, kalite ve şıklık temalarıyla deri çanta üreterek hayata geçen Prada markasını, 2000’li yıllarda moda endüstrisi karşısında yıkılması zor bir dev haline getiren bu kadın Mario Prada’nın torunu Miuccia Prada. Torun Prada, markanın imajını yenilerken eşi Patrizio Berteli de işin finans bölümüne yoğunlaşıp markayı el ele yeniden diriltiyorlar.Miuccia Prada, siyasal bilgiler doktorasının ardından ilgilendiği mim sanatını bırakıp, aile şirketinin başına geçmek yerine kendi yoluna baksaydı, markanın yeniden doğuşu, bugün özel bir kitapla şereflendirilir miydi, bunu da kestirmek zor…
MODA, PRADA İÇİN DERİN MEVZU’
Modadan nefret ediyorum ama aynı zamanda modayı seviyorum! Kim ya da ne olursak olalım hepimiz her sabah uyanınca ilk iş olarak giyiniyoruz. Moda, her gün kendimizi nasıl hissedip bunu dışarıya nasıl yansıttığımızla ilgilidir. Bu benim için derin bir mevzu!’Prada markasının sade ama klas görünümünü destekleyen felsefesi aslında Miuccia Prada’nın bu cümlelerinde gizli. Ne var ki onun bu ‘derin’ hisleri, doğumundan yaklaşık 70 yıl sonra parlayan bir marka olan Prada’nın popüler kültürün içine yerleşmesine engel olacak değildi elbette. Dün gibi hatırlıyoruz ki, Lauren Weisberger’in 2003 yılında yayınlanan ‘Şeytan Prada Giyer’ isimli kitabı, bizde de ‘Şeytan Marka Giyer’ ismiyle sinemaya adapte edilince, Prada markası 2000’lerin popüler kültür terminolojisine yerleşti. Marka, muhtemelen kitaba konu olan Vogue yayın yönetmeni Anna Wintour’a hala müteşekkirdir. Ne de olsa reklamın iyisi kötüsü olmaz! Prada, popüler kültüre entegre olmanın yanı sıra en değerli lüks markalar listesinde Chanel ve Gucci gibi isimlerle birlikte ilk onda yer almaya da devam ediyor. Zaten Miuccia Prada’nın doğuştan var olan moda duygusunu, hızlı ve agresif bir şekilde hayata geçirerek markayı kurtarması hem moda hem de
Creativity, Modernity, Innovation’ yani ‘Prada: Yaratıcılık, Modernizm ve İnnovasyon’ ismiyle anılan ancak piyasaya sadece ‘Prada’ ismiyle çıkan kitabın, markanın kurtarıcısı Miuccia’ya ithaf edilmiş olması şaşırılacak bir durum değil. 700 sayfayı aşan bu kitap, moda çekimleri, sanat ve mimari projeleriyle markanın son 30 yıl içinde kaydettiği yolun üzerinden geçiyor. Bu yol, markanın düşüşe geçtiği 70’li yıllarda, yağmur geçirmeyen ve spor giysiler için üretilen bir kumaştan hazırlanan çantalarla yeniden dikkat çekmesiyle başlıyor. Kitabın en dikkat çeken başlıklarından biri, Prada’nın yıllar içinde gerçekleştirdiği ve çok konuşulan reklam kampanyaları. Markanın beğenilen sezon çekimleri, sırasıyla Prada’nın yüzleri olarak lanse edilen Sasha Pivovarova ve Linda Evangelista’nın yanı sıra Mary Janes, Kirsten McMenamy, Naomi Campbell’in yer aldığı bu moda çekimlerinin her birinde Prada’ya özgü renk ahengi ve zarif dokunuşu fark ediliyor. Kitabın sayfalarında moda çekimlerine ek olarak Prada’nın Michael Rock, Sung Joong Kim ve James Jean gibi ünlü grafik sanatçılarıyla yaptığı çalışmalar da yer alıyor.
Prada’nın kardeşi Miu MiuSiyasal bilgiler okuduktan sonra İtalya’da bir tiyatroda mim sanatçısı olarak çalışan Miuccia Prada, Prada’dan bağımsız olarak yarattığı Miu Miu (bu isim aslında onun lakabı) markasını, onun yeni hayat tarzına isyan biçimi olarak algılayanlar da var. Zira onunki aslında yüksek bir entelektüel birikimi, moda gibi çabuk tüketilen ve genel-geçer bir endüstriye aktarmak. 1989 yılında kurulan Miu Miu’nun ardından Prada’nın Londra, New York ve Paris’te açılan butikleri markanın bilinirliğini artırdı. 90’lı yılların başında Miu Miu markası güç kazandı. Prada’nın genç ve renkli bir yansıması olarak tanınmakla birlikte basit ama göz alıcı tasarımlarıyla dikkat çekti.
Categories: Marka Hikayeleri

GUCCI

25 February 2010 1 comment
1881’de doğan, zanaatkarın oğlu Guccio Gucci, House of Gucci’yi 1906’da Floransa’da bir saraciye dükkanı olarak kurdu. Guccio’nun ilk yeteneği deri ürünlerdeki zanaatkarlığıydı. 1920’lerde binicilere deri çantalar satarak başladı ve müşterileri atlı ulaşımdan atsız arabalara terfi ettikçe lüks valizlerle ilerledi. 1938’de Guccio Gucci ilk perakende mağazasını Roma’da Via Condotti‘de açtı.
1947’de hemen fark edilebilen Gucci ikonu, bambu saplı deri çanta oluşturuldu. 1950’lerde kırmızı çizgili örümcek ağlı ticari marka tanıtıldı. Deri parçalı deri makosen gibi bu da bir amblem haline geldi.
Guccio Gucci klasiklerinin çoğunu 1950’lerin başında üretti; valiz, kravat, ayakkabı gibi ürünler ve bambu kulpa uygun meşhur el çantaları. 1953’te ölümünden sonra, ailesi Paris, Beverly Hills, Londra, Palm Beach, ve Tokyo’da mağazalar açarak müthiş başarılı şirketi yeni boyutlara taşıdı. 1960’lar Gucci İmparatorluğu’na artan şöhret getirsi. Grace Kelly, Peter Sellers ve Audrey Hepburn gibi Hollywood starları Gucci adını “şık” kelimesiyle eş anlamlı hale getirdi. Daha sonra “Jackie O” olarak tanınanacak Gucci omuz çantasıyla fotoğraflanınca Jackie Kennedy de buna yardımcı oldu. Şirket “GG” logosunu edindi.

BusinessWeek gazetesine göre 2006 yılında en çok satan ikinci moda markası haline geldi. Hali hazirda ise dünyanin en çok satan İtalyan markasıdır. Gucci Modaevi, Fransız Pinault-Printemps-Redoute (PPR) adlı şirketler grubunun elindedir. Dünya çapında 425 mağazası vardır ve ürünlerini toptan olarak franchise ve elit hipermarketlere satmaktadır.

Categories: Marka Hikayeleri

CHANEL ” Moda Geçer Stil Kalır”

24 February 2010 Leave a comment
1912’de açtığı ilk şapka ve aksesuar mağazasından 1920’lere kadar, Gabrielle ‘Coco’ Chanel Paris, Fransa’da premier moda tasarımcılarından biri mertebesine ulaştı. Korse’yi rahatlık ve gündelik elegansla değiştiren tasarımlarının ana temasını, basit takımlar ve elbiseler, kadın pantolonları, moda mücevherat, parfüm ve tekstil oluşturdu.
Doğum tarihinin 1893, doğum yerinin Auvergne olduğunu iddia ediyordu; ama gerçekte 1883’te Saumur’da doğmuştu – annesi Gabrielle’in doğduğu yoksullar evinde çalışıyordu, ve Gabrielle sadece 6 yaşındayken babasını 5 çocukla bırakarak ölmüştü, babası ise kısa süre sonra çocuklarını, akrabalarının bakımına terk etmişti.
1905-1908 arasında kısa süreli kafe ve konser şarkıcılığı sırasında edindiği Coco adını benimsedi. İlk önce zengin bir subayın, daha sonra İngiliz bir sanayicinin metresi olarak, bu hamilerden edindiği kaynakla 1910’da Paris’te ilk şapka ve aksesuar dükkanını açtı, daha sonra Deauville ve Biarritz’e de genişledi. Bu iki adam ona sosyete hanımlarından müşteri bulmasında ve basit şapkalarının popüler olmasında da yardımcı oldular.
Kısa sürede modaya da geçerek Fransız moda dünyasında bir ilk olarak jarseyi kullanmaya başladı. 1920’lerde, moda evi oldukça genişlemiş, “küçük erkek çocuğu” görüntülü askılı elbiseleri moda trendi oluşturmuştu. Rahat modası, kısa etekleri ve gündelik görüntüleri önceki on yıllarda popüler olan korse modasıyla keski bir tezat oluşturuyordu. Chanel kendi de erkeksi giyinmekte, diğer kadınların liberal buldukları daha rahat modaları adapte etti.
1922’de Chanel çok popüler olan ve öyle kalan Chanel No. 5 adlı parfümünü piyasaya sürdü, halen de Chanel şirketi için karlı bir ürün olmaya devam etmektedir. Pierre Wertheimer parfüm işinde 1924’de ortağı oldu ve belki aynı zamanda sevgilisi oldu. Wertheimer şirketin %70’ine; Coco Chanel %10’una, arkadaşı Bader ise %20’sine sahipti. Wertheimer’ler parfüm şirketini kontrol etmeye bugün de devam ediyorlar. Coco Chanel kendi imzasını taşıyan yünlü örme ceketi 1925’de ve “küçük siyah elbise” imzasını 1926’da çıkardı. Modalarının çoğunun uzun süreli etkisi vardı ve yıldan yıla bu çok değişmedi – hatta nesilden nesile de.Onun hikayesi aslında tam bir Cinderella hikayesiydi. Annesi o altı yaşındayken öldüğü için, babası tarafından terkedildiği yetimhanede büyüdü. Azmi, zekası, kendine özgü güzelliği ve karizması ile kendini Paris sosyetesinin içine dahil etmeyi başardı. Bununla yetinmedi kendinden bir marka oluşturdu. Bahsettiğim insan Coco lakaplı Gabrielle Chanel. Gabrielle ‘Coco’ Chanel tam otuz dört sene önce hayata gözlerini yummasına rağmen, Chanel efsanesi hala devam ediyor. Moda tarihini rahatlıkla Chanel öncesi ve Chanel sonrası diye ikiye ayırabiliriz. Chanel, kadınları yüzyıllardır mahkum oldukları korselerden kurtararak onlara rahatlıktan ödün vermeden de şık olunabileceğini öğretti. Chanel’den önce siyah sadece cenazeler için kullanılan bir renkken, Chanel’in cesur yaklaşımıyla siyah, kadınların şık olmak için başvurdukları bir renk haline geldi. Chanel’in moda tarihindeki önemi, New York Metropolitan Müzesi’ndeki Chanel sergisi ile bir kez daha gözler önüne seriliyor. Serginin şerefine 2 Mayıs 2005’de düzenlenen The Costume Institute Benefit Galasının son zamanlarda New York’ta verilen en önemli davet olduğunu söylersek abartmış olmayız. Bu önemli geceye katılabilmek için gerek jet set mensupları ve gerek Holywood yıldızları arasında, aylar öncesinden kıran kırana bir mücadele başlamıştı. Serginin sponsorlarından biri Condé Nast olduğu için galaya katılacak bütün davetliler tek tek Vogue’un ünlü editorü Anna Wintour’un onayından geçti. Gala’nın onur konukları arasında Karl Lagerfeld ve Chanel’ın yeni yüzü Nicole Kidman ‘da vardı. Galaya katılan diğer ünlüler arasında Oscar ödüllü yıldız Jennifer Connelly, Vanessa Paradis, George Bush’un kuzeni Lauren Bush. Naomi Watts ve efsanevi şarkıcı Jane Birkin’in kızı Lou Doillon ilk göze çarpanlar.
Categories: Marka Hikayeleri