Archive

Posts Tagged ‘Kişisel Gelişim’

Şimdiden Kaçırdıklarımız…

İnsan zihni bir hayal üretme makinesidir. Zihnin ötesine geçilmediği sürece hayal kurmaya devam ederiz. Zihin şimdide var olamaz; o ya geçmişte ya da gelecekte varolabilir. Zihin için şimdide var olma olasılığı yoktur. Şimdide olmak zihinsiz olmak demektir. Deneyin bunu. Eğer varlığınızda ,bilincinizde hiçbir düşüncenin olmadığı sessiz bir an olursa -bilinç ekranı tamamıyla açık olduğunda-o zaman ansızın şimdidesnizdir. Bu o andır,gerçek andır; gerçeğin anıdır , hakikatin anıdır. Ancak o zaman ne geçmiş vardır ne de gelecek….

Normalde zaman geçmiş, şimdi ve gelecek diye 3’e ayrılır. Bu ayrım temelde yanlıştır bilimsel değildir çünkü şimdi zamanın bir parçası değildir. Sadece geçmiş ve gelecek zamanın parçasıdır. Şimdi zamanın ötesidir. Şimdi sonsuzluktur.

Geçmiş ve gelecek zamanın parçasıdır. Geçmiş artık olmayandır ve gelecekse henüz olmamış olandır. Her ikisi de yoklardır. Şimdi var olandır. Varoluşsal olan var olamayının bir parçası olamaz. Onlar asla buluşmaz,onların yolları asal kesişmez.Ve zaman zihindir,zihnin biriktirilmiş olan geçmiştir.

Biraz daha farkında ol ve bilincini varoluşun gerçekliğine daha çok ve daha çok getirmeye çalış. Bu çiçeği gör , şu çiçek hakkında düşünme.. Söylediğim bu sözcüğü dinle , söyleyeceğim şu sözcüğü değil. Tam şimdi bak. Bir an dahi erteleyecek olursan kaçırırsın ve o zaman o bir alışkanlık , çok derin yer etmiş bir alışkanlık olur. Yarın da kaçıracaksın ve yarından sonra da çünkü sen aynı olmayacaksın. Sadece bu değil ; senin hayal kurman daha da güçlenmiş olacak.

Zihin senin mutlu olmana asla izin vermez. Koşul ne olursa olsun zihin mutlu olmayacak birşey bulur. Bunu şu şekilde söyleyeyim: Zihin bir mutsuzluk yaratma mekanizmasıdır. Onun tek işlevi mutsuzluk yaratmaktır. Zihni bırakırsan birden ; hiçbir neden yokken mutlu olursun. O zaman mutluluk nefes alışın gibi doğaldır. Nefes almak için farkında olmana bile gerek yoktur. Sen sadece nefes alamaya devam edersin. Bilinçli, bilinçsiz, uyanık, uykuda sürekli nefes almaya devam edersin. Mutluluk tam olarak böyledir. Mutluluk senin en derindeki doğandır. Onun dışsal bir koşula ihtiyacı yoktur; o basitçe oradadır o sensin.. Şayet basitçe zihin mekanizmasının dışına çıkarsan, coşku dolu hissetmeye başlarsın….

Bu nedenle çılgın insanların sözde akıllı insanlardan daha mutlu olduğunu görürsün. Bu insanların gözünde diğer dünyaya ait bir ışıltı olduğunu görürsün sanki hayatın merkezine açılan bir içsel kapı gibidir. Rahattır bu insanlar belki hiçbir şeyi yoktur ama mutludur. Bir yere gitmiyordur o basitçe ordadır. Tadını çıkarıyordur.

Niçin gelecekle ilgili hayaller kuruyorum? diye soruyorsun değil mi kendine! Gelecekle ilgili hayal kuruyorsun çünkü şimdinin tadına bakmamışsın. Şimdinin tadına bakmaya başla.Basitçe zevk aldığın bazı anlar bul.Ağaçlara bakarken sadece bir bakış ol. Kuşları dinlerken yalnızca kulak ol. Onların en derindeki merkeze ulaşmasına izin ver. Şarkılarının tüm varlığına yayılmasına izin ver. Sahilde oturuyorken sadece dalgaların vahşi kükremelerini dinle onlarla bir ol…çünkü dalgaların bu vahşi kükremesinin geçmişi, geleceği yoktur. Şayet sende kendini ona uydurabilirsen sen de vahşi bir kükremeye dönüşeceksin.

Senin lisanın geçmiş ve gelecektir. O halde eğer zihnin lisanını konuşmaya devam edersen hiçbir zman varoluş ile ahenk ,uyum içinde olmayacaksın. Ve eğer bu ahengin tadına bakılmadı ise hayal kurmaktan nasıl vazgeçeceksin? Çünkü senin hayatın budur..

Bu tıpkı bir adamın sıradan taşları çantasında taşıyıp onların muhteşem elmaslar, yakutlar ,zümrütler olduğunu düşünmesi gibidir ve eğer ona ” Onları bırak , seni gidi aptal! Onlar sadece taşlar” dersen inanamaz. Senin onu kandırdığını düşünecektir. Onlara yapışacaktır çünkü bu sahip olduğu tek şeydir. Bu adamın çantasından vazgeçmesi gerektiğini sana söylemeyeceğim. Ona gerçek yakutları, zümrütleri, elmasları göstereceğim. Onlara sadece bir göz atacak ve çantayı fırlatıp atacaktır. Ondan vazgeçemek değil çünkü vazgeçilecek hiçbir şey yok; o sadece sıradan taşlarla dolu. Sıradan taşlardan vazgeçmezsin. O basitçe bir yanılsama içinde yaşadığını fark edecek. Artık gerçek elmaslar var. Birden kendi taşları silinir ve kaybolur. Ve çantasını sen ona söylemeden boşaltı verir. Çünkü artık çantasına koyacak başka bir şeyi vardır. Taşları bırakacaktır çünkü boşluğa ihtiyacı vardır.

Osho der ki; Sana geleceğe , geçmişe gitmeyi bırak demiyorum sana şu an ile çok temas kur demek istiyorum:)

Kaynak: İçten Gelen Mutluluk coşku – Osho

Gerçek Yüzün Nedir?

“Gerçek Yüzüm Nedir? ” Bunu ne zamandır sormuyorsunuz kendinize !

Bir düşünün gerçekte kimin ben, hangi yüzüm bana ait…

Kişilik” persona” yani maske anlamına gelir. Ve onda tek değil bir çok kişilik barınır, çünkü buna ihtiyaç duyar. Değişik durumlarda değişik kişiliklere iş düşer. Değişik kişiler karşında da öyle. Birine bir yüzünüzü, diğerine başka yüzünü gösterirsiniz. Devamlı maske değiştirir dururuz.

İzlersiniz yüzünüzün ne kadar sık değiştiğini görürsünüz.Yalnızken bir yüzün var. Banyoda bir yüzün var, işyerinde bir yüzün var, arkadaşlarının arasında , sevgilinin yanında başka bir yüzün var.

Banyoda ayna karşısında daha çocuksu olduğunu farkettiniz mi hiç?  Bazen banyoda kendinize dil çıkarırsınız veya surat yaparsınız veya şarkı mırıldanırsınız, hatta dans bile edebilirsiniz. Ama bunları yaparken birden çocuğunuzun sizi anahtar deliğinden izlediğini farkederseniz değişirsiniz ! -hemde hemen-  Eski yüzünü takınırsın “baba kişiliği” ile düşünüp ” Bunu çocuğun önünde yapamam” yoksa ne düşünür?  Senin de onun gibi olduğunu mu? Peki ona karşı sergilediğiniz ciddiyet ne olacak? Hemen başka bir maske takarsınız,ciddileşirsiniz. Şarkı, dans , dil hepsi yok olur. Yine o vitrindeki kişiliğe bürünürsünüz.

Esas sorun bir çok yüzün arasında gerçek olanını unutmaktır. Bir sürü olunca nasıl hatırlayabiliriz ki?

Zen ustalarına göre; arayışta olan birisinin ilk bilmesi gereken kendi yüzüdür, ancak o zaman birşeyler başlayabilir. Ancak gerçek yüz gelişebilir, maskeler değil .Sahte bir yüz gelişemez. Gelişme gerçek yüz için mümkündür, çünkü sadece gerçek olanı canlıdır.

O nedenle ilk önce ” Gerçek Yüzüm Nedir? ” cevabını bilmek gerekir ve zahmetli bir iştir çünkü sahte yüzler uzun bir sıra oluşturur hayatımızda ve aralarında kaybolabiliriz. Bazen ” işte benim gerçek yüzüm ” dersiniz. Ama derinine inince bunun da sahte olduğunu görebilirsiniz, belki diğerlerinden eski olduğundan gerçek gibi görünmüştür yüzünüze…

Bu sorunun tek bir doğru yolu, bir araştırması yok gerçek bana göre sezgilerimizde , içimizde…

Categories: Genel Tags:

Kişisel Markanızı Yaratmak

25 February 2010 Leave a comment

Son dönemde çok fazla konuşulan bunun üzerine eğitimler sunulmasının üzerine çalışanlar arasında en çok tartışılan  konu Kişisel Marka ?

Nedir Kişisel Marka?

Kişisel Marka, sizde olan ancak başkaları tarafından bilinmeyen değerlerinizi, oluşabilecek fırsatlara seçenek olabilmeniz yönünde organize eden bir gayretin sonucudur.

Marka olan kişi kalıcılığını garantiler , ün kazanır, istikrarlı ve değerli kazanç sağlar,  güven ve itimat yaratır, örnek alınır, prestij kazanır, değerini dış dünyaya yansıtır.

Çalıştığınız bulunduğunuz yerlerde etrafınıza bakın, en çok ilgi odağı olan en çok tanınan insanlar mutlaka kişisel markasını yaratmış olan kişilerdir.

Peki Marka olmaya nasıl başlamalıyız? Kendimize odaklanmalı, içimizden çıkardığımız, sahip olduğumuz ve geliştirdiğimiz özellikleri güçlendirdiğimiz bir konumlandırma ile MARKA olmalıyız

Kişisel Marka Nasıl Yaratılır? Bir ürün yaratıp marka sürecine geçtiğinizi düşünün! Buna göre prensipleriniz marka değerlerini, karakteriniz marka kimliğini, görünüm ve imajınız logoyu, isminiz ise markanızı belirleyecektir.

 “ Kendinize en son ne zaman şöyle sordunuz: Ben ne olmak istiyorum? ”

Bu soruyu gerçekten uzunca düşünün. Elinize not defterinizi alın cevaplarınıza göre de kişisel marka yönetim sürecinizi oluşturmaya başlayın…

Kim olduğunuzu belirleyin!   Sizi diğerlerinden farklı kılan eylemleriniz nelerdir? En güçlü ve vurgulanmaya değer yanlarınız nelerdir?

Markanız sizin sahip olduğunuz olumlu sıfatlar üzerine tesis olur. Algılanmak istediğiniz gibi bir bireyi taklit etmekten ziyade, özgün taraflarınızı vurgulayarak kim olduğunuzu ortaya koymakla ilgilidir. En iyi kişisel markalar, kendileri olmayı başaran insanlar tarafından oluşturulur.

Çevrenizdeki insanlar, giydiğiniz elbiseler, yediğiniz yiyecekler, yaşadığınız ortam, konuşma stiliniz sizin kim olduğunuzu vurgulayan göstergelerdir. Marka aynı zamanda “sürekli değişim ve yenileme” demektir.  Ancak bu değişim performansınız ve “imajınız” üzerinde olabilir…

Ne Yaptığınızı Belirleyin!    Profesyonel ilgi alanlarım nelerdir? Hedefim nedir?  Kayda değer, özgün, farklı ne gibi değerler yaratabiliyorum? Yaptıklarımdan en çok beni gururlandıran nedir?

Bireysel markalaşma, sizi çekici kılacak bir maske giymek değildir, aksine güçlü yanlarınızın farkına varmak ve bunları diğer ilgili insanların bilgisine uygun şekilde sunmaktır.  Bulunduğunuz andan başlayarak kıyamet gününe kadar geçen süre içerisinde ev ödevinizi yapabilirsiniz,  fakat büyük fikirler üretmediğiniz takdirde asla ün ve talih kazanamazsınız!

Kendinizi Konumlandırın!  Her bireyin kendini rakiplerinden veya meslektaşlarından farklı kılacak özellikleri mevcuttur. Bu noktada,bizi en güçlü kılan yönlerimize vurgu yaparak yarattığımız değerlere bazı manevi anlamlar yüklemeliyiz. Ve bu sayede kendimize var olan pazarda bir özel konum oluşturmalıyız.  Kişisel markalaşma sürecinde sizinle ilgili her şey,markanız hakkında etrafındaki insanlara hep bir fikir vermektedir. Her bir bireysel marka yapısının içerisinde açık olma, farklı olma, anlaşılması kolay olma, orijinal olma,insanları faydasına inandırma vb. gibi yapıtaşları mutlaka olmalıdır.

Markanızını Yönetin!   Kişisel Marka’da anahtar “hakkınızda konuşulmasıdır”…. Arkadaşlar,meslektaşlar ve müşterilerden oluşan geniş ağ, bir kişisel markanın sahip olduğu en önemli pazarlama aracıdır. Söylenilenlere bağlı olarak,markanızın değeri oluşacaktır. Böylece insanların hakkınızda düşündüklerini yönetebilmeniz, markanızın geleceği için hayati bir rol oynamaktadır.

Peter Montoya: “ Kişisel Marka olmada asıl olan,başkaları tarafından nasıl algılandığınızı yönetmektir.” diyor. Fakat bunu öyle bir yoldan yapmalısınız ki, insanlar bütün bu algıları kendileri oluşturduklarını düşünsünler. Eğer bunu doğru yapabilirseniz, karşı konulmaz bir güç elde edebilirsiniz.